13 Mart 2013 Çarşamba

Cao'nun Serveti 5



Sabah yatağımda uyandım. Viciado odamda değildi. Hemen annemin yanına koştum. Viciado geldi mi buraya? dedim. Annem kendisine gelmeye çalışırken yüzüme garip bir bakış attı. Arkadaşım yani? Dün hiç geldi mi? diye tekrarladım. "Hayır Cao kimse gelmedi. Hadi hazırlan okula gideceksin." dedi annem. Aslında bunu söyleyip yetinmedi. "Portekizdeyken sevmediğin okul formalarını giyip dururdun, okula sivil gidememekten şikayetçiydin, şimdi giyinmiyorsun bile, servisin gelecek biraz sonra, yetişemeyeceksin,  bak ben okuluna götürmem, yürümek zorunda kalırsın..."

Viciado'ya telefon ettim geçerken bizim evin önüne uğra dedim. Servisten önce geldi Viciado. Onu kapının önünde görünce kahvaltı yapmadan indim hemen. Arabada bir sigara yaktık. Direk konuya girdim.

+Kanka dün sen bize geldin mi akşam?
-Yok, sizde ne yapıcam ben?
+Amor'un evine gitmiştim geldiğimde benim odamda sen vardın. Sonra uyuya kaldım.
-Amor? Kanka uğraşmasana şu kızla. Ne oldu ne için gittin!
+Bilgisayar işi işte..Kullandırmıyorum kendimi merak etme. Hayır soldan değil! Soldan değil!
-Okula gitmiyor muyuz?
+Kahvaltı yapmadık. Geri dön sağdan gidicez. The Bird'e gidiyoruz.
- The Bird'e mi? Senin  kahvaltını Starbucks kahveleri sanıyordum...
+Orayada uğrayacağız tabi.

Dün gördüğüm rüyanın, bayıldığımda gördüğüm ile aynı olduğunu Viciado'ya anlatsam mı acaba diye düşünüyorum. Anlatmayacağım sanırım. Evet evet şimdilik anlatmamak en iyisi...

Okula geldiğimizde 5 dakika geç kalmıştık ilk dersimize. Fakat tek geç kalan biz değildik. Yan tarafta arabalarının yanına yaslanmış, bir kaç seviye sonra artık öpüşmekten vazgeçip birbirinin dudaklarını yiyecek kadar hızlı öpüşen 2 kişi daha vardı. Biri Rainho diğerini ise tanımıyorum ama ilk defa tipini beğendiğim bir amerikalı piç.

Sınıfa girdim ders öğretmenimiz bayan Tvilk'ten özür diledim ve sınıfa geçtim fakat genelde benim oturduğum sıram doluydu. Sadece Amor'un yanı boştu. Bende onun yanına oturdum. Sınıf popülasyonuna adapte olabilmek için etrafa bakınıyordum. Amor'a Mavi balinalar yılın sekiz ayı hiç bir şey yemezler geriye kalan yaz aylarında ise günde 3 ton kril yerler dedim. Hiç bir alakası yoktu bu bilginin konumuzla fakat beni dinlemiyor olacağını bildiğim, en azından ben öyle düşündüğüm için söyledim. Fakat hiç tahmin ettiğim gibi olmadı. Amor bana fısıltılı bir sesle. Dersimiz coğrafya dedi. O zaman mavi balinalar suda yaşarlar dedim. Gülümsedi ve önüne döndü.


Coğrafyayı sevmiyorum fakat dersle ilgili görünmek için önüme bir kağıt çıkarttım ve karalamaya başladım. Hatta karalama kağıdımı birazda bilimsel yapsın diye  e=mc2 yazdım kağıda. Sonra formülü biraz incelemeye başladım. Einstein'in öne sürdüklerini ve geçen gördüğüm Nikola Tesla'nın projesin düşündüm. Aklıma bir şeyler gelmeye başladı. Neyse, Amor ile tenefüse çıktık. Amor'un artık bir sevgilisi olmadığından bir Amerikan piçinden dayak yeme korkum kalmamıştı.

Amor dedi ki; Cao hiç okulun kütüphanesine gittin mi? Tabiki! Fakat şuanda bilgisayar laboratuvarı daha rövanşta değil mi sence de? dedim bende.

Hayır, kitaplar daha zengin her zaman. İnternet'te çoğu zaman bilgi bulamazsın tembel insanların karşılıklı yorumları oluyor. dedi Amor. Yani forum ortamından bahsediyor. Kaynağı saçma sapan röportajlar olan Wikipedia yazılarından bahsediyor.

Amor'la kütüphaneye girdik. Tozlu, eski püskü kitapların olduğu, bakterilerin bile yaşamak için beğenmediği yere. Amor kitap raflarının birinin arasına girdi. Peşinden öksürerek koştum. Bu öksürük bana bir alerjim olduğunu söylüyordu. Amor eliyle koymuş gibi bir kitabı aldı. Bana uzattı. "The Origin of Species" yani Türlerin Kökeni" Charles Darwin'in kitabı. Elime aldım sayfalarını açtıkça toz kalkıyordu. Kitabı incelemeye başlayacaktımki, Amor Kitabı çıkardığı yerden kalın bir defter çıkardı. "Darwin'i siktir et Cao! Bununla ilgilenmelisin." Aldım incelemeye başladım ilk sayfasında kaliteli bir el yazısıyla Goethe'nin *Faust'undan bir alıntı vardı;

"Ruhların dünyası kilitli değildir,
            Kapalı olan duyularındır yalnızca,
            Yüreğinse ölü!
            Kalk, öğrenci, kaygısızca yıkamaya git,
            Ölümlü gönlünü sabah şafağında!"


Amor'a döndüm baktım. Amor beni başıyla onayladı. Hızlıca defteri kurcalamaya başladım. Her tarafından toz kalkıyordu. Hatta  gözüm kaşınmaya başlamıştı. Fakat umurumda değildi. Defterin son sayfasına geldiğimde  "  Kaosun aykırı oğlu.Dünyanın kudretli oğlu. Tesla" yazıyordu.

Amor bu gerçekten Tesla'nın defteri mi? dedim. "Fausttan anladın değil mi?" dedi. Evet diyerek gülümsedim. Eğer baştaki hatta sondaki sözde Faust alıntısını görmeseydim, kesinlikle inanmazdım. Çünkü arkadaşıyla yürürken bile Faust'tan alıntılar yapıp kendi kendine konuşabilecek tek insan vardı! Nikola Tesla!


10 Mart 2013 Pazar

Ölümsüzlüğün hiç güzel olabileceği geldi mi daha önce aklına?

Ölümsüzlüğün hiç güzel olabileceği geldi mi daha önce aklına? Sonsuza kadar yaşamak? Sonsuz olursa tabi. Bir dine sahip olmayanlarda dahil bütün herkes bir gün sonun geleceğine inanırken. Sonsuz yaşam kavramı ne kadar doğrudur?

Her gün sonsuza kadar yaşıyorsun ve her sabah hep uykusuzsun. Belki 2-3 günde bir 3 saat uyuyabilirsen. Sonsuza kadar gözlerinin altı inmiş, gözlerin kanlanmış ve sonsuza kadar uykusuzsun. Her gün sabah bir işin olduğu için dışarı çıktığında herkes yeni uyanmış gözlerini ovalarken sen sadece etrafı izleyip bu insanların geceyi uyuyarak geçirdikleri için çok salak mı yoksa sen,  uyumak varken gece boyunca çalıştığına. Hemde hiç bir sosyal statü getirmeyecek saatler harcadığından akıllı mı olduğunun çelişkisindesin.


Albert Einstein'ın Son Yıllarında Kullandığı Not Defteri



Einstein'ın hayatının son yıllarında kullandığı not defterine buradan ulaşmak mümkündür.


Defterin ilk sayfasında "mopak" yazısını görmek mümkün değildir.Veya bir şirketin reklam logosunuda bulamazsınız. İçinde bakkalın, dürümcünün ve tekel bayinin telefon numarası vardır. 

Bolca "pi" sayısını görebilirsiniz. Para-Çokomel eğrilerinden bolca vardır. El yazısının font olarak kullanılabilecek bir insan olduğunu anlayabilirsiniz.

 Bazı sayfalarında "Bugün cuma ama geçen hafta gittiğim için 2 hafta daha hakkım var benim" gibi notlar olduğunu gördüğünüzde, bunu bir zamanlar günlük olarakta kullanmış olduğunu anlayacaksınız. 

Ortalarda bir sayfada "Stephen Hawking'i benim yerime koyanlar oluyormuş adam akıllı dursunlar" yazar. Ekşicilerin yorumlarından memnun olmadığını. İncicilere ise "bir şeyimi kaybetmedim, liselilere benim üzerimden lakap takmayın" diye haykırır.

9 Mart 2013 Cumartesi

Cao'nun Serveti 4



Viciado ile uçurumda akşama kadar oturduk. Bayağı bir konuştuk. Hatta o kadar fazla konuştuk ki. Artık ona kızmaya başlamıştım çünkü Deusa'yı o kadar fazla anlatıyordu ki bana, benim konuşmama fırsat vermiyordu. Ne zaman ben Rainho'yu anlatsam lafımı bölüyor bana Deusa'yı anlatıyordu. Neyse ki alkol ikimizde de etkisini gösterdi ve sessizleştik. Artık konu dağılmaya başlamıştı. Sanki iki iş adamı gibi arabanın içinde sessiz bir şekilde oturup sadece sigara dumanını birbirimize üflerken ben biraz konuyu dağıtmak istedim;

C: Amor çok dengesiz bir kız. Hastahanede beni ayıkken gördüğünde önce gülümsedi. Sonra ise benim iyi olup olmadığımı öğrenmek bile istemediğini söyledi. Eğer yatakta değilde ayakta olsaydım kesinlikle beni dövecekti.
V: Kızdan dayak mı yiyeceksin?
C: Bir kıza el mi kaldıracağım?
V: Nesin sen Cao? Türk müsün? Ha evet seni anladım okuduğun saçma tarih kitapları ve Türkler hakkında yazılmış Vikipedia yazıları değil mi? Burada kurallar öyle işlemez. Burası Amerika!
C: Bura da insan hakları daha fazla. Türkler böyle davranıyorsa biz onlardan daha iyisini yapabiliriz demektir.
V: Bak Cao Amerika'da kurallar şöyle işler. Önce bir sürü işçi kadını fabrikada öldürürsün daha sonra tepkileri üzerine çekmemek için Kadınlar Günü adı altında bir gün çıkartırsın. Üstelik bu sayede Kapitalizme bir seviye daha atlatırsın. Burada işçiye ihtiyaç duyarsın, bir kaç sene önce insan olarak bile görmediklerini özgürlük belgesi adı altında ülkene çağırırsın. Beyazlar patron zenciler işçi olur.
C: Pardon kanka unutmuşum. Burası Deusa ve Rainho tepesi değildi. Kapitalizm ve Amerikan Tarihi konuşuyorduk değil mi?
V: AHAHAHA! Ama sende Amor'u anlatıyordun? Harbiden siz ne için buluştunuz onunla?
C: Uzun mesele. Bilgisayarla ilgili işte. Benimle ne için konuşuyorlar ki kızlar başka?
V: Benimle hiç konuşmuyorlar.
C: Onun sebebi farklı. Ahahaha!

Daha sonra ise konudan konulara atlayıp durduk. Bugün olanlar gerçekten çok ilginçti. Amor'la buluşmamızda bayılmışım. Daha sonra Rainho ve Amor ile birlikte siberhaneye düşmemiz ise tamamen bir rüyaymış. Ben hepsini gerçekten yaşamışım gibi hatırlıyorum. Ben bunları Viciado'ya anlatınca o da benimle bir sırrını paylaşıyor. Her gece gördüğü bir rüyayı;

"Her gece rüyamda Deusa ile düz bir yolda yürüyorum. Devamlı yürüyoruz, sağımda solumda kaçabileceğim veya Deusa ile oturabileceğimiz bir yer yok. Daha sonra Deusa bana dönüyor ve o anda bağırarak uyanıyorum. Her uyumamda. Her gözümü kapatmamda tekrarlanıyor."

Kanka sence beynim benimle dalgamı geçiyor? Hatta senin deyiminle toshack mı geçiyor benimle? dedi.
Ölmeyi dene yada Marlboro'yu sade içmeyi dene. İçine ot koyduğunu biliyorum. Diyerek gülümsedim ama o gülmüyordu.
Nasıl ölmeyi deneyeyim ne yapayım yani kanka düzgünce anlat şunu dedi. Bak rüyanda ölürsen gerçekte uyanırsın. Çünkü bilinç altında öldükten sonra yapacakların yoktur hiç görmemişindir. En ufak bir fikrin bile yoktur. Bu yüzden, rüyanda ölürsen gerçekte uyanırsın. Deusa ile birlikte yürümek zorunda kalmazsın.

Amor! Evet bu kıza gününü göstericektim. Viciado beni eve bıraktıktan sonra, bilgisayardaki ekip başkanına mesaj attım. Misyonumdan uzaklaşmam gerekli diyerekten... Tek ve net cevap aldım. "Bunu teklif etmen zaten misyonundan çıktığının göstergesidir." Yani kovulmuştum. Artık bir yere bağlı olmadığıma göre istediğimi yapabilirim. Sadece şapka rengim biraz koyulaşacak ama siyah olmayacak. Asla siyah şapkalı bir korsan olmayacağım!

Hesap şifrelerini aldım. Telefonuna kurduğu uygulamalar üzerinden erişim sağladım ve anlık takip ediyordum artık. Bütün dosyalarını da yönetebiliyordum. Amor'u 2 kere aradım ve ikisinde de aramayı kapattı. Sanırım yanlış anladı. Anneme bir kaç dakikaya geleceğimi söyleyerek evden çıktım. Elimde bilgisayarım ile birlikte...

 Amor'un evi fazla uzak değildi. Yani fazla yürümeyecektim. Evine geldiğimde kapıyı çaldım kapıyı açtı direk içeri girdim. Annesi Mota teyzeye selam verdikten sonra direk odasına çıktım. Amor hiç bir şey anlamadan peşimden koşturuyordu. Odaya çıktığımda yatağına oturdum ve bilgisayar ekranını açıp ona uzattım. İlk başta  hiç bir şey anlamadan bakındı fakat sonra sözümü tutmuş olduğumu anladı.

+Bunu benim bilgisayarıma da ayarlayabilir misin?
-Tabi getir.

Bilgisayarına her şeyi kurarken yanımda oturmuş, benim bütün birikimimi çözmeye başaracağına inanan gözlerle bakıyordu. Başaramadı!

+Bak bunu böyle kullanıcaksın tamam mı? Önce bunu açıcaksın. Sonra buradan şunu yeşil yere getireceksin. Sonra alttan ilk menüye dönüp F5 e basıcaksın. Hoop! gördüğün gibi geldi şuanda.
-Nasıl yani bu onun telefonu mu?
+Evet.
-Bunu başkaları içinde yapabilirsin değil mi?
+Amor ben aptal değilim! Ne demek istediğini anlıyorum. Senin telefonunla veya seninle hiç bir sıkıntım yok. Eğer öyle bir şey yapacak olsaydım biraz önce sen yanımda her şeyi izlerken bilgisayarına istediklerimi kurabilirdim.
-....
+Hayır yapmadım! Sana yardım ettim sadece. Genelde insanlar bu tip şeylerden sonra teşekkür ederler...

Bir kaç saniye Amor'un yüzüne baktıktan sonra kapıya yöneldim ve çıktım Amor'un odasından. Mota teyze hâlâ neler olup bittiğini anlamaya çalışırken, ben bana soru sorma aşamasını atladım ve kapıdan çıktım. Bu tıpkı bir programı cracklemeye benziyor. Serial isteyen aşamayı siliyorsun ve program ücretsiz olarak açılıyor.

Eve geldiğimde herkes odasına çekilmiş yatıyordu. Odama çıktım. Viciado odamda, yatağıma oturmuş beni bekliyordu. Pek konuşmadık. Çok normal bir şeymiş gibi birbirimize baktık. Yatağıma, Viciado'nun yanına oturdum.

Bu koku.. Eski bir şey... gökyüzü kızıllaştı. Boğazımda bir plastik tadı ve Viciado'ya ait olmayan çok tanıdık bir ses...
Rainho ve Amor'a konuşma yapıyorum yine;
"Kızlar biz bir "Siberhane" nin içindeyiz. Hani filmlerdeki, kitaplardaki gibi. Bakın yani tam olarak son sistem teknolojileriyle donatılmış bir hapishane..."

3 Mart 2013 Pazar

Cao'nun Serveti 3



Şuan gözlerimi açmaya çalışıyorum. Ellerim yerinde mi? Ellerimin yerinde olup olmadığını ellerimle kontrol ediyorum. Evet yerinde. Gözlerimi henüz açamadım fakat yastığım çok sönük duruyor. Elimi yastığı kabartıp uykuma devam etmek için kaldırdım ve o anda annemin sesini duydum. Cao! Cao! Uyandı sonunda! Doktor! Cao uyandı! Etrafımda bir kaç tanımadık ses var. Onlarda aynı şeyi söylüyor; "Cao uyandı!"  Keşke her uyandığımda böyle sevinse etrafımdakiler.

Bugün farklı bir durum var. Gözlerimi açtığımda önce beyaz tavanı sonra ise başımda bekleyen 3 kişiyi ve her birinin gidip gelen yarı saydam ikizlerini. Bu üç kişiden biri hemşire olmasını tahmin ettiğim, diğeri ise boynundaki stetoskoptan belli olan doktor, üçüncüsü ise tabiki annem. Neden hastahanedeyim bilmiyorum.

Doktor gözüme ışıklar falan tuttu. Hemşireye serum bittiğinde çıkartmasını söyledi. Bu iki yabancı gittikten sonra anneme kafamı çevirip baktım. Sanırım çok ağlamış gözlerinin altı her şeyi söylüyor. Ama şuan yüzündeki gülümseme iyi olduğunu söyledi.

Biraz konuştuk, anlattığı kadarı ile ben bayılmışım. Daha sonra hastahaneye bir kız getirmiş beni. Hemşire söylemiş anneme de bunları. Benim ise en son hatırladığım Amor ile yürüyor ve konuşuyorduk.

Ne kızı? Hangi kız? Bu iki soruyu yöneltirken hemşire içeri tekrar girdi.
"Cao, hepimizi çok korkuttun en çokta kız arkadaşını. Çok korkmuş. Seni buraya O getirdi." Bunları söylerken bir yandan serumu çıkarttı kolumdan. Sol bileğimden iğneyi çektikten sonra devam etti. " Kendisi kapının dışında. Çok borçlusun bu kıza sen. Onu bir yemeğe çıkart bence. Çünkü eğer o seni getirmese soluk borun tıkanana kadar şişip ölebilirdin." Bana akıl vermeyi kes dedim. Bu kadar rahat konuşuyordum çünkü serumu bileğimden çekmişti. Sinirlenip intikam alma ihtimali yoktu yani.

Kapı açıldı. İçeri Amor girdi. Beni görünce yüzü gülümsedi. Ah çok tatlı! Ama ciddi durmalıydım. Çünkü henüz Rainho ile başlamamış olan aşk hayatımı bu hemşirenin yorumları bitirebilirdi. Umarım Amor ile konuşmamıştır. Anneme doğru kafamı çevirdim. Durumu anlamış olmalı ki dışarı çıktı. Amor başımda duruyor gözlerime bakıyor. Ben gözlerimi onun gözlerine bakmak için açık tuttuğumda ise çok yoruluyorum.

"Kahvenin içindeki bir şeye alerjin varmış Cao. Şuan iyi olup olmadığın umurumda değil. Bu yüzden sormayacağım. Seni hastahaneye sevgilimin arabası ile getirdim. Senin yüzünden O'nunla tekrar tartıştım. Sen iyileşip O'nun telefon mesajlarını ve sosyal ağlardaki hesaplarının şifresini bulup bana vermeni beklemek yerine ben yarın ayrılacağım. Görüşürüz." dedi bana Amor. Keşke bu konuşmayı biraz önce bana akıl veren hemşire duysaydı. Arkasından "Teşekkür ederim!" diye bağırdım boğazım yanmaya başladı. Neyse şuan bunlar umurumda değil. Saat kaç onu öğrenmeliyim ve bugün akşam bilgisayar başına geçip sabaha kadar ekiple birlikte siber savaşa katılmalıyım. Keşke Viciado beni buradan alıp arabasıyla şehrin yukarısında kalan o yola çıkartsa. Orada arabayı kenara çekip, biraz viski içsek. Ben ona Rainho'yu. O ise bana Deusa'yı anlatsa.
(Viciado burada tanıştığım bir Amerikalı. Aslında kendisi de bir Portekiz ama kabul etmiyor. Amerikalı denmesini tercih ediyor. Kardeşim gibi severim. Benimle her zaman ilgilenir. Her türlü sırrımı bilir. Bende O'nun. Deusa ise Viciado'nun eski sevgilisi, aslında Viciado için hiç bitmemiş ama Deusa için eskilikte 3. sıraya gelmiş bile. Ayılma sebepleri tabiki Viciado'nun Deusa'ya aşık olup çok fazla değer vermesi... )

Bunu düşünmek yerine neden telefonu kullanmıyorum ki. Yanımda duran hastahane telefonundan aradım Viciado'yu. Adresi verirken hastahane olduğunu duyar duymaz koşturmaya başladığını anladım telefondan. Annem işlemleri hallettikten sonra ben ayağa rahatça kalktım. Tuvalete girdim. Çişimi yaparken hissettiğim rahatlamayı hiç bir şeye değişmem. Demin Amor'un ettiği bütün hakaretleri sildi attı. Dışarı çıktım Viciado gelmişti. Annemle bir şeyler konuştular ben ise arabaya geçip Viciado'nun sigarasından yaktım.

Ne yapıyoruz kanka? diyerek içeri girdi Viciado. Önce McDonalds'a gidiyoruz, 2 tane MegaMac yiyeceğim.  dedim. Daha sonra ise bizim uçuruma. Yani Rainho ve Deusa uçurumuna! Gülerekten McDonalds'a doğru gittik.