Sabah yatağımda uyandım. Viciado odamda değildi. Hemen annemin yanına koştum. Viciado geldi mi buraya? dedim. Annem kendisine gelmeye çalışırken yüzüme garip bir bakış attı. Arkadaşım yani? Dün hiç geldi mi? diye tekrarladım. "Hayır Cao kimse gelmedi. Hadi hazırlan okula gideceksin." dedi annem. Aslında bunu söyleyip yetinmedi. "Portekizdeyken sevmediğin okul formalarını giyip dururdun, okula sivil gidememekten şikayetçiydin, şimdi giyinmiyorsun bile, servisin gelecek biraz sonra, yetişemeyeceksin, bak ben okuluna götürmem, yürümek zorunda kalırsın..."
Viciado'ya telefon ettim geçerken bizim evin önüne uğra dedim. Servisten önce geldi Viciado. Onu kapının önünde görünce kahvaltı yapmadan indim hemen. Arabada bir sigara yaktık. Direk konuya girdim.
+Kanka dün sen bize geldin mi akşam?
-Yok, sizde ne yapıcam ben?
+Amor'un evine gitmiştim geldiğimde benim odamda sen vardın. Sonra uyuya kaldım.
-Amor? Kanka uğraşmasana şu kızla. Ne oldu ne için gittin!
+Bilgisayar işi işte..Kullandırmıyorum kendimi merak etme. Hayır soldan değil! Soldan değil!
-Okula gitmiyor muyuz?
+Kahvaltı yapmadık. Geri dön sağdan gidicez. The Bird'e gidiyoruz.
- The Bird'e mi? Senin kahvaltını Starbucks kahveleri sanıyordum...
+Orayada uğrayacağız tabi.
Dün gördüğüm rüyanın, bayıldığımda gördüğüm ile aynı olduğunu Viciado'ya anlatsam mı acaba diye düşünüyorum. Anlatmayacağım sanırım. Evet evet şimdilik anlatmamak en iyisi...
Okula geldiğimizde 5 dakika geç kalmıştık ilk dersimize. Fakat tek geç kalan biz değildik. Yan tarafta arabalarının yanına yaslanmış, bir kaç seviye sonra artık öpüşmekten vazgeçip birbirinin dudaklarını yiyecek kadar hızlı öpüşen 2 kişi daha vardı. Biri Rainho diğerini ise tanımıyorum ama ilk defa tipini beğendiğim bir amerikalı piç.
Sınıfa girdim ders öğretmenimiz bayan Tvilk'ten özür diledim ve sınıfa geçtim fakat genelde benim oturduğum sıram doluydu. Sadece Amor'un yanı boştu. Bende onun yanına oturdum. Sınıf popülasyonuna adapte olabilmek için etrafa bakınıyordum. Amor'a Mavi balinalar yılın sekiz ayı hiç bir şey yemezler geriye kalan yaz aylarında ise günde 3 ton kril yerler dedim. Hiç bir alakası yoktu bu bilginin konumuzla fakat beni dinlemiyor olacağını bildiğim, en azından ben öyle düşündüğüm için söyledim. Fakat hiç tahmin ettiğim gibi olmadı. Amor bana fısıltılı bir sesle. Dersimiz coğrafya dedi. O zaman mavi balinalar suda yaşarlar dedim. Gülümsedi ve önüne döndü.
Coğrafyayı sevmiyorum fakat dersle ilgili görünmek için önüme bir kağıt çıkarttım ve karalamaya başladım. Hatta karalama kağıdımı birazda bilimsel yapsın diye e=mc2 yazdım kağıda. Sonra formülü biraz incelemeye başladım. Einstein'in öne sürdüklerini ve geçen gördüğüm Nikola Tesla'nın projesin düşündüm. Aklıma bir şeyler gelmeye başladı. Neyse, Amor ile tenefüse çıktık. Amor'un artık bir sevgilisi olmadığından bir Amerikan piçinden dayak yeme korkum kalmamıştı.
Amor dedi ki; Cao hiç okulun kütüphanesine gittin mi? Tabiki! Fakat şuanda bilgisayar laboratuvarı daha rövanşta değil mi sence de? dedim bende.
Hayır, kitaplar daha zengin her zaman. İnternet'te çoğu zaman bilgi bulamazsın tembel insanların karşılıklı yorumları oluyor. dedi Amor. Yani forum ortamından bahsediyor. Kaynağı saçma sapan röportajlar olan Wikipedia yazılarından bahsediyor.
Amor'la kütüphaneye girdik. Tozlu, eski püskü kitapların olduğu, bakterilerin bile yaşamak için beğenmediği yere. Amor kitap raflarının birinin arasına girdi. Peşinden öksürerek koştum. Bu öksürük bana bir alerjim olduğunu söylüyordu. Amor eliyle koymuş gibi bir kitabı aldı. Bana uzattı. "The Origin of Species" yani Türlerin Kökeni" Charles Darwin'in kitabı. Elime aldım sayfalarını açtıkça toz kalkıyordu. Kitabı incelemeye başlayacaktımki, Amor Kitabı çıkardığı yerden kalın bir defter çıkardı. "Darwin'i siktir et Cao! Bununla ilgilenmelisin." Aldım incelemeye başladım ilk sayfasında kaliteli bir el yazısıyla Goethe'nin *Faust'undan bir alıntı vardı;
"Ruhların dünyası kilitli değildir,
Kapalı olan duyularındır yalnızca,
Yüreğinse ölü!
Kalk, öğrenci, kaygısızca yıkamaya git,
Ölümlü gönlünü sabah şafağında!"
Amor'a döndüm baktım. Amor beni başıyla onayladı. Hızlıca defteri kurcalamaya başladım. Her tarafından toz kalkıyordu. Hatta gözüm kaşınmaya başlamıştı. Fakat umurumda değildi. Defterin son sayfasına geldiğimde " Kaosun aykırı oğlu.Dünyanın kudretli oğlu. Tesla" yazıyordu.
Amor bu gerçekten Tesla'nın defteri mi? dedim. "Fausttan anladın değil mi?" dedi. Evet diyerek gülümsedim. Eğer baştaki hatta sondaki sözde Faust alıntısını görmeseydim, kesinlikle inanmazdım. Çünkü arkadaşıyla yürürken bile Faust'tan alıntılar yapıp kendi kendine konuşabilecek tek insan vardı! Nikola Tesla!

