22 Şubat 2013 Cuma

Cao'nun Serveti 1



Uyandığımda berbat bir rüya görmüştüm. Sırtımda Spider-Man oyununda patlattığım tankerlerden akan su kadar fazla ter vardı. Mevsim ilkbahar olsa bile üşütüyordu beni. Üzerimi değiştirdim. Dişlerimi bir haftadır yaptığım gibi sertçe fırçalamak için banyoya koştum. Böyle fırçalamamın hızlı beyazlamasına etkisi vardı ama diş etlerimi acıtmaktan başka bir şey yapmıyorum sanki.

Cao diye bağırdı annem. Her gün aynı ses tonunda aynı isim, aynı sesleniş tarzı. Sıkıldım. Bende kendi kendime Cao diye bağırdım. Bu onu duyduğum ama sinirlendiğim anlamına geliyordu.
Hızlıca kahvaltımı yaptım ve okul servisine yetişmek için kapıya yöneldim. Ayakkabılarımın bağcıklarını bağlamadan fırladım. Geç kalmak istemiyordum. O kızla tanışacaktım çünkü.

Servis'e girer girmez. Gördüm onu. Rainho'nun yanında oturuyordu. Rainho beni görünce kafasını çevirdi. O ise zaten benim varlığından habersizdi. Bir kaç gereksiz servis muhabbetinden sonra indim. Sınıfa kadar hızlı adımlarla çıktım. Çok çekingen olduğumdan insanların arasında yürümeyi sevmiyordum. Onlarda insandı sonuçta ama. Belkide çok kendini beğenmişliğin bastırılmış halidir bende ki bu duygu.

Sınıfta, Amor arka sırada oturuyordu. Amor da tıpkı ben ve Rainho gibi yabancıydı. Bize değil. Amerika'ya yabancıydı. Lise öğrencisi olmamıza rağmen ülkemizde harcandığımızı düşünüp bir Amerikan rüyasına kapıldık. Rainho ile geldiğimiz yerde de aynı okuldaydık. Amor ile de burada tanıştık. Onu da anlatayım.

Dersten çıktığımda kimsenin beni anlamadığını düşünerek portekizce küfürler ediyordum. Galiba O'nu rahatsız etmiş olacağım ki. Yanımdan geçerken bana portekizce "çok yaratıcısın salak çocuk" dedi. Daha sonra ise diğer derslerimde onunla aynı sınıfta olduğumuzu gördüm. İsmini de sınıfta öğrendim.

Bugün dersler fazla sıkıcıydı.  Kalbim için kullandığım ilaçlar çok fazla yan etki yaptığından bu aralar sık kullanmıyordum fakat bugün o kızla tanışacağım için heyecandan ölmek istemezdim. Bu sıkıcılıkta dersten değil ilacın yan etkisinden kaynaklıydı.

2.Dersinde zili çaldığında yanına gidecektim kızın. Toplumdan bu kadar sıyrık olmama rağmen nasıl yapacaktım bilmiyorum.
Bütün evren benden yanaymış gibi engelledi tabiki. Kapıdan çıktığım sırada biraz ileride Rainho'yu gördüm. Portekizce "seni seviyorum" diye mırıldandım fakat biri koluma yapışıp beni duvara çekmişti. Hayır bu kendini kabadayı zanneden aptal Amerikan'lardan değil, Amor'du. Çıkışta seninle konuşmamız gerekli. Okulun yanındaki... Hmm yok sen kahve seviyordun değil mi? Alışveriş merkezinin içindeki Starbucks'ta buluşalım. Sonrasını yürüyerek hallederiz. Kafamı evet anlamında sallayabildim sadece. Çünkü Amor ile Amerika'da tanışmıştım ve o serseri Amerikan çocuklarıyla çok fazla takılırdı. Belki beni birine dövdürebilirdi ama ne saçma düşünüyorum. Kahve ısmarlamak istedi sonuçta bana. Günde sadece 2-4 saat uyuduğumu bildiğinden dolayı kahveye sıcak baktığımıda biliyordu. Çıkışta Starbucks a kadar yürümek zorunda kaldım.

Amor çoktan oradaydı. Elinde 2 kahve tutuyordu. Beni görünce uzattı birini bana. Dark Mocha dedi. Ben henüz ağzımı açmadan vanilya kreması eklettiğini bile söyledi. Eğer bana ne söyleyecekse çoktan beni satın aldı bu güzel kız.

Bak Cao, sevgilimi biliyorsun.
Ne olmuş ona?
Beni aldatıyor mu bilmek istiyorum. Telefonunun tüm içeriğini ve bütün sosyal medya hesaplarının şifresini almanı istiyorum. Eğer aldatıyorsa o orospuyuda rezil edeceğim. Bunu yapabilirsin değil mi?
Son cümleyi söylerken. Sanki o kahve parasını boşa çıkartma gibi bir ifade takındı yüzüne.
Elbette fakat benim bir misyonum var. Bu tip şeyler kişisel çıkarlarda kullanamam.
Misyon mu? O uğraştığın saçma şeyler için bir de misyon mu edindin yaa.
"Seni seviyorum kanka" diyerek omzuma vurdu. Yanımdan ayrılıp, göz kırpıp ilerledi. Durup arkasından bakarken sadece ufak bir çığlık duydum koca şehrin kalabalığında. Hemen peşinden koştum.

Bu koku.. Eski bir şey... gökyüzü kızıllaştı. Boğazımda bir plastik tadı ve Amor'a ait olmayan çok tanıdık bir ses...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder