Cao'nun serveti serisi ve diğer yazılarıma bundan sonra bu adresten devam edeceğim. Ahlaksız gezegen bölümü bana aittir. :)
http://www.yazicoplugu.com/caonun-serveti-11/
Aslında bir gün gezegenlikten çıkma ihtimali olmayan, Plüton'a yapılan saygısızlığın yapılamayacağı gezegen.
29 Temmuz 2013 Pazartesi
13 Temmuz 2013 Cumartesi
Cao'nun Serveti 10
Rainho ve Deusa tepesinde Viciado ile birlikte oturuyorum.
Bir kaç saat önce;
"-Ya Amor'la beni yalnız bırakırsın yada Amor'u yalnız bırakırsın Cao!
Viciado'nun bu sözünden sonra Amor'un yanında kendi kendime tartışamazdım. Arabanın anahtarlarını Amor'a bıraktım Yürümeye başladım.
Ayaklarım beni götürdüğü yere gidiyordum. Tabiki peşimde Viciado da geliyor
Arkamdan bana "Bira al Cao! 2 bira al içelim!" diye bağırıyor. Viciado bunu bilerek yapıyor çünkü bira beni sakinleştirir. Sakinleşirsem uyurum ve Viciado bedenimi ele geçirir.
Ayaklarım beni Rainho ve Deusa tepesine götürdüler."
Şuan uçurumun kenarında oturuyorum. Viciado'da yanımda oturuyor. O aslında benim bilinç altımın oyunu. O aslında yok!
+Keşke bana her şeyi anlatmasaydın Viciado! Ben Amor'u sevmiyorum. Amor'un şuan benim sevgilim olmasının tek sebebi senin o gün banka hesaplarını göstermen ve onunla yatmandı!
-Benimle neden konuşuyorsun?
Arkamızdan hem sallanan hemde çok hızlı bir şekilde giden bir araba geçti. Biraz ilerledikten sonra geri geri geldi tam arkamda durdu. Farları gözümü dolduruyordu. Camı yavaş yavaş açıldı içerden birisi bana baktı. Daha sonra yan kapıdan biri indi. Farların önüne geçtiğinden onu göremiyorum. Bana doğru 1-2 adım daha attığında onun o olduğunu anladım.
Evet o Rainho! Yanıma doğru geldi. Çok utanıyorum, yine o ezik Cao'yum. Kafamı istemsiz olarak öne eğdim.
-Cao, ne yapıyorsun?
+Bilmiyorum.
-Sarhoş musun?
+Değilim galiba
-Eve bırakmamızı ister misin?
Çoğul olarak bahsediyordu kendinden. Demekki o yakışıklı Amerikan piçi de yanındaydı. Hiç tanışma fırsatım olmamıştı.
+Eve gitmek istemiyorum. Siz takılın
Rainho arkasını döndü hızlı bir şekilde arabasına bindi. 5-10sn araba yerinde durduktan sonra harekete geçti ve karanlıkta kayboldu.
Viciado etrafta yok ve ben korkmaya başlıyorum. Arabam yanımda olsaydı keşke.
Tesla'nın bahsettiği makineyi gerçekten yapabilsem nasıl olurdu acaba? Belki o zaman bilinç altıma iner ve Viciado'yu silerdim...
Ben Tesla'nın makinesini düşünürken yarım saat geçmiş. Arkamda bir araba durdu. Dönüp baktım aynı araba. Rainho tekrar mı geldi acaba? Şöför koltuğundan biri indi. Yanıma yaklaştı
-Merhaba
+...
-Ben Wanton. Rainho'nun sevg...
+Ben Cao.
-Oturabilir miyim?
Onaylar şekilde başımı salladım.
Wanton bir amerikan piçi. Beni dövmek için mi geldi acaba? Yoksa birazdan uçurumdan mı atacak? Wanton'dan korkuyorum!
-Rainho'yu evine bıraktım. Sen ne yapıyorsun diye merak ettim.
+İyiyim teşekkür ederim
-Sarhoş değilsin değil mi?
+Hayır değilim ama çok fazla düşünce var beynimde.
-Hmm dostça bir bira teklifine hayır demezsin o zaman?
Viciado sanki kaybolup Wanton'un içine girmiş. Wanton'dan korkmuyor olsam kesinlikle bira teklifini redderdim ama uçurumdan düşmek istemiyorum. Bu yüzden yine başımla onayladım.
Arabadan 2 bira alıp tekrar yanıma geldi. Biraları içmeye başladık. Bir yandan konuşuyoruz. Wanton makinelerle ilgileniyormuş. Babasının garajında çalışıyormuş. Tek sorunu yazılımmış. Yazılımlarını halledebilse yapamayacağı makine yokmuş...
Wanton'a kanım ısınmıştı birden.
+Yarın boş musun?
-Rainho ile sabah kahvaltıya çıkacağız daha sonra boşum sanırım
+Yapmak istediğim bir makine var. Ben yazılımdan anlarım. Yarın getirsem ilgilenir misin?
-Tabi hatta garaja gel beraber çalışırız
Wanton çok iyi birine benziyor. Acaba Viciado nerede? Ortalığa çıkıp beni rahatsız etmese bari. Wanton'un gözünde kötü bir izlenim bırakmak istemem.
+Yağmur yağıyor. Sen evine git istersen Wanton?
-Senide bırakabilirim.
+Gerek yok teklifin için teşekkür ederim.
Wanton arabaya doğru yöneldi. Arabasına oturdu. Dikiz aynasından arkasını kontrol ediyor. Ayağa kalkıp yanına gittim.
+Wanton senden bir şey rica edebilir miyim?
Ne diyorsun der gibi baktı yüzüme
+ Telefonunu kullanabilir miyim?
-Ha? hıhı alabilirsin.
Telefonu elime aldım kimi arayacağımı bilmiyorum.Saate baktım 05:03 Viciado'yu arayabilseydim keşke. Arabamla gelir beni burdan alırdı. Birden aklımdan 555 01 34 geçti. Bu Amor'un telefon numarası ve parmaklarım onu istemsiz olarak arıyor.
+Alo, Amor
-Cao! tatlım ne oldu? neredesin? İyisin değil mi?
+Sakin ol. İyiyim ben. Sen uyuyor muydun? Uyandırmadın de lütfen
-Uyuyamadım ki hiç.
+Ben şu tepedeyim. Hani beraber gitmiş olduğumuz. Beni buradan alır mısın?
-Tabiki. Gelirken bir şeyler almamı ister misin?
+Hayır Amor sadece sen gel. Bende yalnızım
Wanton'a telefonunu verdikten sonra tekrar oturmaya başladım. Biraz sonra Viciado'da geldi. Yalnızlıktan korkmamı engelliyor ama umarım Amor gelmeden gider.
-Ne düşündüğünü anlayamıyorum Cao! Lütfen biraz uyur musun? Amor'u çok özledim. Lütfen biraz uyu.
Viciado bana duygu sömürüsü yapmaya başladı. Her türlü yöntemi deniyor.
-Cao
+Ne var?
-Amor'u sevmiyorsun değil mi?
Tanrım neden Viciado ile konuşuyorum. Viciado sus lütfen.
-Amor aslında seni sevmiyor. Senin banka hesaplarını seviyor. Amor senin paranı seviyor. Eğer paran olmasaydı sen hala Amor'un dikkate bile almayacağı ezik Cao olacaktın
+Viciado defol git lütfen burdan. Amor gelecek birazdan.
-Dediklerimi iyi düşün Cao! Gideceğim zaten. Ama eğer uyursan tekrar geleceğim.
+Siktir git!
"Ey İsa'nın Annesi, senin Kutsal oğlunun ölümü sırasında ölçülemeyecek derecede çekmiş olduğun acıların ve dökmüş olduğun gözyaşlarının hatırı için sana yalvarıyorum. Beni ve Amor'u koru"
Ben kötü biriyim ama umarım Tanrı benim de kulu olduğumun farkındadır.
Arkamda bir araba durdu. Ayağa kalktım arabaya doğru gittim. Amor şoför koltuğunda. Yanında Viciado oturuyor. Kapıyı açtım Viciado indi ve ben bindim.
-Ne yapıyoruz tatlım?
+Buradan uzaklaşalım
-İstersen bize gidebiliriz?
+Anneni rahatsız etmek istemem
-Annem evde değil.
+Fena fikir gibi durmuyor
Amor'dan hoşlanmaya başladım. Bunu Viciado duymasın. Bu arada Viciado nerede?
Etrafıma bir göz attım. Arka koltukta oturmuş bizi seyrediyor.
Amorların evinin önüne geldiğimizde bir süre arabanın içinde sessizce oturduk. Sonra aynı anda kapıyı açıp dışarı çıktık. Amor arabayı kilitleyip anahtarları bana fırlattı. Sonra eve doğru yürüdük.
Amor çok becerikli bir kız. Evinin kapısını ilk denediği anahtarla açabiliyor
Amor'un odasına çıktık. Odasının şeklini değiştirmiş. Sanırım bu aralar depresyonda... Benim yüzümden mi acaba? Amor yatağına oturdu. Bende dizine uzandım.
-Cao, biraz uyusana?
+Pek istemiyorum Amor
-Ondan mı korkuyorsun?
+Senin için korkuyorum
-Bana bir şey yapmaz. Uyu lütfen! Çok yorgunsun. Senin için üzülüyorum
+...
Amor, Viciado'nun ne kadar tehlikeli olduğunu bilmiyorsun. Seni kandırabilir.
Beni daha önce kandırdı. Hatta arabamı çaldı! Gerçi ondan başka dostum yoktu. Çok seviyordum onu. Sırdaşım, arkadaşım...
Yarın Wanton ile birlikte Tesla'nın makinesini yapmayı deneyeceğim. Başarabilirsem Viciado ile bir kez daha görüşemeyebilirim. Sanırım Viciado'ya bir iyilik borcum var. Uyuyabilirim. Hem Amor güçlü kız. Ona bir şey yapamaz Viciado.
ÇOKTA UYKUM GELDİ!!!
+Aslında uyuyabilirim
-Neyi bekliyorsun o zaman?
+Ayaklarımı bağla
-Ciddi misin sen?
+Evet, ayaklarımı bağla. Cao'ya tekrar döndüğümde hala senin yatağında olmak istiyorum.
-Of Cao!
Amor ayaklarımı bağladı ve yastığını verdi. Uyumadan daha fazla dayanamam sanırım. İyi şanslar Viciado! Dikkatli ol Amor!
19 Haziran 2013 Çarşamba
Otopsi Anıları
Ben Maria STUART. Esim Jon stuart ile beraber yasiyoruz. Bu
yazimi ise suan karnimda olan kizim Hanne'ye yaziyorum. Onun benden
daha iyi bir anne olmasi dilegiyle...
Sabah yatagimdan yalniz kalktim. Kendimi cok kotu
hissediyorum ve yine Jon yanimda degil. Marilyn Monroe kilikli
fahiselerle surttugune eminim. Onu hala oldurmedim bunun en
buyuk hatam oldugunu dusunuyorum.
Evlilik fotografimiz bas ucumuzda
duruyor. Gozluklu ve biyikli genc Jon ile genc Maria orada olumsuzler.
Yuzumu yikayip salona gectim. Diyabet oldugum icin bugunkü halsizligim
bundan kaynaklaniyor olabilir. Kan sekerimi olcturmek icin hastaneye
gitmem gerekli ama sonucunu biliyorum. Kan sekerim kesinlikle yuksek
cikacak. Bir kadinin en nefret ettigi seylerden biri olabilir regl olmak
ama benim en mutlu gunlerim onlardir. Kan sekerimi vucut kendiliginden
dusuruyor. Dusunsenize daha iyi ne olabilir? duruyor. Gozluklu ve biyikli genc Jon ile genc Maria orada olumsuzler.
Her neyse kan sekeri olcumu
yaptirmayacagim eczaneye gidip insulin ve igne alacagim sadece. Kapidan disari ciktigimda sehir cok hizli ve bulanik akiyordu onumden. Eczane bir sokak otedeydi. Eczaneye kadar vardim her zamankinden farkli olarak narkozlu insulin aldim. Evde ignem kalmadigi icin igne de aldim tabiki.
yaptirmayacagim eczaneye gidip insulin ve igne alacagim sadece. Kapidan disari ciktigimda sehir cok hizli ve bulanik akiyordu onumden. Eczane bir sokak otedeydi. Eczaneye kadar vardim her zamankinden farkli olarak narkozlu insulin aldim. Evde ignem kalmadigi icin igne de aldim tabiki.
Ev tam karsimda. Biraz sonra eve gecip ignemi vuracagim ve biraz yemek yiyebilecegim. Evimin kapisina son 10 adim.
Onumden bir siyahi gecti.
7 adim.
Bebek arabasiyla onumden gecmeye calisan bir kadin ayagimi ezdi.
3 adim.
Adimlarimi sanki yuz ustu attigimi hatirlar gibiyim.
Onumden bir siyahi gecti.
7 adim.
Bebek arabasiyla onumden gecmeye calisan bir kadin ayagimi ezdi.
3 adim.
Adimlarimi sanki yuz ustu attigimi hatirlar gibiyim.
"Eğer fotoğraf çekimini bitirdiysen başlayalım. Zaten soyulması gereken çok fazla kıyafeti yok. Ayakkabılarından başlayabiliriz." Ne ayakkabısı neler oluyor? Asistanın ayağımı tutan elleri bende sadece his uyandırmıyor. Oysa ben ayaklarımdan çok gıdıklanırım. Jon sürekli yapardı bunu.
Asistan ayakkabılarımı çıkardıktan sonra şortumu, gömleğimi ve iç çamaşırlarımı da çıkardı ama ben ne yaptıklarını sormak için ses bile çıkaramıyorum. Tanrı aşkına benim neyim var böyle?
Üzerime eğilen yeşil önlüklü, beyaz maskeli kadın çok güzel. Kısa, siyah saçları var ve teni bembeyaz. Ama elinde tehlikeli bir biçimde parlayan incecik çelik bir bıçak var. Tanrım! Benim bir bebeğim var! Çığılıklar ve tekmeler atmaya çalıştım ama hiçbir işe yaramadı. Karnıma bakmaya çalıştığım zaman göbeğimin altındaki incecik çizgiyi gördüm ve anladım.
...
Yeşil önlüklü bir cellat için oldukça zarif bir biçimde göğsüme y şeklinde bir kesik attı. Evet evet hissedemiyorum. Belki de yanlış kelime seçimi yaptım. Zaten ölü birinin celladı olamaz. "Greg bana bahçe makasını ver." Evet bakalım küçük güzellik bahçe makasıyla ne yapacak? Devasa büyüklükteki bahçe makası göğüs kafesimdeki kemikleri keserken çıkan ses bende kusma isteği uyandırıyor ama sanırım bu konuda tek başımayım. Göğüs kafesime dalan eller önce akciğerlerimi çıkardı.Bununla birlikte iğrenç bir kokuyu da. Kasap gibi kokmaya başladı burası. Greg denen inek tipli asistan akciğerleri aldı ve formabilmemne dolu kovanın içine attı. Bu sırada kalbim Casher'ın beyaz ellerindeydi. Onu da çelik bir tepsiye koyduktan sonra tekrar bana döndü ve geri kalan organları çıkardı. Görmek istemiyorum, daha fazla dayanamıyorum. Gözlerimi kapatmak istiyorum ama kaslarım artık bana itaat etmiyor.
Gözlerim artık bulanık görüyor. Sanki yatak odalarındaki puslu camların ardından bakar gibi. Sadece sesler duyabiliyorum. Bu sırada sanırım Doktor Casher kalbimin üzerine eğilmiş onu dilimlemekle meşgul. Sonra Greg geliyor diğer organlarımı göğsümdeki kesikten içeri tıkıştırıyor. Elindeki iğneyi derime saplayıp dikmeye başlıyor. Bu sırada bir kayıt cihazının bip sesini duyuyorum. "Hasta adı Maria STUART. Yaşı 42. Olası ölüm sebebi damar duvarında lipid parçacıkların birikimine bağlı olarak gerçekleşen ateroskleroz.Otopsiyi yapan Doktor Emma CASHER. Massachusetts Adli Tıp Merkezi. 25 Haziran 2013 tarihinde kaydedildi. Bip." Bulanık bir şekilde gördüğüm son şey üzerime kapanan beyaz bir torbanın fermuarı oldu.
Silahlı & Cuci.
18 Mayıs 2013 Cumartesi
Cao'nun Serveti 9
Amor kapiyi calip annemi rahatsiz etmesin diye kapinin onune indim. Amor geldi biraz sonra birlikte arabaya girdik oturduk.
Bana ne yaptigimi sorar gibi bakiyordu ve cok uykusu gelmisti. Gozlerinden her sey anlasiliyordu. Arabanin kapisina dogru yaslanip Amor'a dondum. Butun aynalarda Viciado vardi.
Konusmayi baslatma cesareti gosteremedim ama Amor,cesur ve ulasilmaz kiz, "tatlim ne oldu?" diyerek basladi.
+O gun bilgisayarimi kurcaladin degil mi?
-Firsat vermedin ki
+Gulmeyi birak Amor. Notlarima baktigini biliyorum. Butun para hesabi notlarimi ve yaptigim seyleri biliyorsun
-Ee ne olmus?
Amor ciddilesmisti. Ortam bu sekilde gerginlesmeye devam ederse gece boyunca bana yardim edecek Amor'u bulamayacaktim.
+Peki hic bir sey olmayacak tatlim. Sence suanda alisveris merkezi acikmidir?
-Bilmiyorum. Beni bunun icin mi
cagirdin buraya?
+Tabiki hayir. Gel bi cilginlik yapalim belki hala aciktir alisveris merkezi
-Hayir once neler oldugunu anlaticaksin!
Amor'a her seyi nasil anlatacaktim? Nereden baslayacaktim? Viciado'yu ogrendiginde benden nefret edip kacacakmiydi yoksa yaptigindan utanacak miydi? Bunlarin hicbirinin cevabinu bilmiyorum ama Amor'u kaybetmek beni sadece onceki hayatima dondurur. Hic bir seyim eksilmez fazlaliklarimi atarim...
Anahtari taktim, araba camlarina ve
radyoya guc gelecek kadar cevirdim. Kapilari kilitledim radyoyu actim
Klasik muzik calan bir radyo kanali Mozart - Cossi Fan Tutte i caliyor. Sarki isminin anlami "kadinlar boyle yapar" sarkida ne yaptiklarindan bahsetmiyor. Sanirim bu yuzden herkesin kendi kadininin ne yaptigini bulmasi gerekiyor.
Sesi biraz kistim ve Amor'a herseyi anlattim. Amor ilk baslarda inanmadi daha sonra benden uzaklasti gozlerime dikkatli bakmaya basladi. Sanki onun icin bir tehditmisim gibi duruyordu yanimda. Tedirginligi
hatsafhadaydi. Konusmamiz yaklasik 15 dakika surdu bu sirada Lacrimosa ve Requiem caldi. Reuqiem'in yogun sesi kafamizi iyice bozmaya baslamisti ki bende kendimden korkmaya baslamistim.
Aynalara bakmiyordum cunku Viciado oradaydi. Amorla onu tanistirdigim icin sevindi mi acaba? Gerci onlar coktan tanismisti hatta sevismislerdi bile. Hemde benim yatagimda!
-Simdi ne yapicaksin Cao?
Vivaldi - four seasons calmaya basladi
+Her seyi anlattigima gore sira cilginlik yapmada. Viciado meselesini ondan sonra konusacagiz. Bir planim var.
-Ne yapiyoruz o zaman? O kaybolsun diye Cok sarhos olana kadar icecek miyiz?
+Hayir ama seni goturecegim yere kadar sessiz olur musun? Bak spring caliyor suan.
-Ben pek sevmem.
+Viciado da sevmez zaten. Izin versem siz cok uyumlu bir cift olacakmisiniz aslinda
Amorla gulmeye basladik ama bu
tamamen sinirimiz bozuldugu icin olusan bir gulmeydi. Gercekten komik bir durum yoktu. Stresimizi atmak icin birden gulmeye basladik iste...
Avm nin onune vardik Amor hala alkol alacagimi dusunuyor olabilir.
Koluma gir Amor cok usuyorum dedim itiraz etmeden dedigimi yapti. Avm de titreyerek yururken yariya kadar kapanmis bir magazanin onunde durdum.
Burasi Amor'un begendigi kirmizi cantanin oldugu yerdi.
+Sana bir surpriz yapmak istiyorum Amor. Hadi canta orada duruyorsa onu alalim?
Amor dudagimdan sikica optu ve cocuk gibi magazaya girdim cantayi kaptigi gibi koluna takti bana dondu.
+Harika gorunuyorsun... Ama bir seyler eksik gibi duruyor.
-Ne? Ne eksik? Canta yakismadimi bana?
+Cok yakisti. Ama hadi cantaya uyacak birseyler alalim.
Ikimiz birlikte deliler gibi alisveris yaptik. Denedik ve sectik. Yakisti ve yakismadi dedik. Magazayi kapatmak isteyen satis gorevlisine
aldiria bile etmeden istediklerimizi aldik. O kadar luks giyinmistikki gorenler bizi luks bir baloya gidiyor sanirdi. En sonunda Amor yine koluma girdi ve beraber aynaya poz verdik. Viciado oradan bize bakiyor cikip gelmek istiyor.
-Yuzunu neden burusturdun?
+Aynaya fazla bakmasak iyi olacak
-Anladim
Butun aldiklarimizi kasaya yigarken magaza calisani nasil odeyecegimizi dusunuyordu sanirim. Kredi kartimi ve ebeveyn iznimi cikardim hepsini satin aldim. Magazadan cikarken kollarimi gorunmeyecek kadar
alisveris poseti vardi. Ben butun bunlara ragmen bacaklarimi acip yuruyen merdivenden ziplarken Yasasin kapitalizm diye bagirarak ironi yapmayi dusunuyordum.
Arabaya geldik butun esyalari bagaja yerlestirdim. Direksiyon koltuguna dogru yururken direksiyonun dolu oldugunu farkettim. Evet Viciado oradaydi. Arabanin on koltuguna oturmus gozlerimin icine bakiyordu.
-Anahtari ver Cao! Amorla bizi yalniz birak
+Asla!
3 Mayıs 2013 Cuma
Cao'nun Serveti 8
+Peki ben senden ne zaman haberdar olacaktım?
-Planım eğer doğru işleseydi hiç bir zaman.
+Ne planı?
-Amor için işte.
+Daha ayrıntılı anlat! Sen nasıl ortaya çıktın?
-Amor'u hatırla. Portekiz'deyken tanıdığın Amor'u
+Ben Amor'u Portekiz'deyken hiç tanımıyordum yalan söylemeyi kes.
-Henüz 6. sınıftayken ve baban yaşıyorken gelen misafiri hatırlıyor musun? Hani şu seninle aynı yaşta olan güzel kızı
+Uydurmaya devam et aptal. Seni dinlememe imkanım olmadığı için dinliyorum.
-Hayır istersen dinlemeyebilirsin. Arkada duran dün bana hediye ettiğin viskiyi tamamen içersen sarhoş olursun. Beynin bana yer ayıramayacağı için bende kaybolurum. Dinlemek istemiyorsan iç! Engelleyemem seni.
İçmek istiyorum viskiyi onu dinlemek istemiyorum. Fakat o hala yanımdayken yapmam gereken bir şey var.
Rehberimi açtım Amor'u buldum üzerine tıkladım numarasını yazdım ve telefonu kapatıp cebime koydum. Bunun sebebi Amor'un bile gerçek olduğundan şüphe etmiş olmamdı. Viciado'nun gitme sırası geldi, kusura bakma yemek borum. Kusura bakma midem...
Viciado arabadan indi otoparkta ilerledi köşeyi döndükten sonra bir daha göremedim. Beynim hâlâ benimle dans ediyor. Buna bir çözüm bulmam gerekli.
Amor'u aradım
-Cao canım ne oldu iyi misin?
+İyiyim tatlım nerdesin şuan?
-Okuldayım tabi ki aptal
+Telefonda sert çıkınca daha tatlı oluyorsun.
-Ya ne saçmalıyorsun yine
+Konuşmamız gerekli benim çantamı da alıp okulun ilerisindeki Pink Cafe'nin önüne gelebilir misin?
-Tamaaaaam
Gerizekalı Amor yine cümleleri uzatıyor.
Otoparktan çıkınca bir çöp konteynerinin yanında durup Viciado'nun kahvesini attım. Pink Cafe'in önüne gidiyorum.
Amor çoktan oradaydı. Güneş neredeyse tam tepede olmasına rağmen güneş gözlüğü saçlarının üzerinde duruyordu sanırım beni görmeye çalışıyordu. Bende arabayla tam önünde durdum. "Naber aşkım?" diyerek içeri girdi. Ben cevap vermeye çalışacaktım ki dikiz aynası gözüme takıldı, Viciado dikiz aynasından bana işaret parmağını kızgın bir şekilde sallıyordu bende kafamı iki kere salladım kayboldu. Viciado durumu korkunçlaştırmak için elinden geleni yapıyordu. Çok geçmeden Amor alkollü olduğumu farketti.
Keşke kahve ile birlikte atsaydım şişeyide...
-Şişeyi atmana gerek yok Cao! Çok kötü kokuyorsun
+Sesli düşündüğümün farkında değilim. Kızdın mı?
-Evet kızdım hani benim için olan
Amor ile karşılıklı gülüyoruz fakat Amor ile samimi olmak beni korkutuyor Viciado her yerde benimle olduğu sürece nasıl rahat olabilirim?
Amor ile yaptığımız sıkıcı muhabbetin sonunda eve geldik evin önüne arabayı parkettim. Arabadan bahsederken henüz arabam demeye hazır değilim. Bu araba Viciado'nun arabası benim değil...
Araçtan inip kapıları kilitledikten sonra dönüp arabaya bir kere daha baktım araba dünkü gibi durmuyordu. Yani arabayı Viciado park etmemişti, buna çok sevindim.
Evin kapısını çaldım annem açtı. Hoş geldiniz faslını geçtikten sonra merdivenlerden odama çıkarken annemin gerçek olup olmadığı konusunda şüpheye düştüm. Telefonumu çıkarıp kontrol edicektim ki; annem ile Amor ufak bir diyaloga girdiler. Bu içimi rahatlattı çünkü Amor gerçekti, Amor gerçekse annemde gerçekti. Anneme gülümseyerek baktım.
Bilgisayarımın başına oturdum onunla uğraşıyorum Amor'da odamda kendi halinde takılıyor. Ne için kendini buraya getirdiğimi sormadı henüz.
Dün sabah bilgisayarımı sevmediğim komşularımın kablosuz internet ağlarını kırması için paket toplamaya bırakmıştım, şuan bilgisayarım bekleme modundan yeni çıkıyor. Masaüstü ekranı geldiğinde açık bir program bulamıyorum. Tek açık olan şey notlar. Lütfen o notlar olmasın diye dua ederken fare ekranda yavaşça kayıyor ve üzerine tıklıyorum.
"3 Mayıs 20**
Bank America'nın güvenlik kameralarına takım olarak girildi. Kameraların görüntüleri 8 saniye gecikmeli olmak üzere ***'in sunucularına aktarılmaya başlandı.
Görevim; Adres gizleyici
Görev sonucu: Maksimum 5 saniye sonra aktarılması istenen görüntüler 8 saniyede aktarıldı.
Ödeme: $130.000 - $2.000 alındı.
12 Haziran 20**
Amerikan bankalarındaki paraların tamamı sayısal değer olarak hesabıma aktarıldı. Bireysel
Görev sonucu: Para işletildikten sonra hesaptaki gariplik düzeltildi.
Ödeme: $700.000 kar yapıldı
15 Haziran 20**
Parlamento üyelerinin maaşlarından sağlık sigortası adına $1.000 kesildi. İşçilerin maaşlarına $800 yatırıldı. Takım olarak.
Görev sonucu: Başarılı
Ödeme: Her takım üyesine $400
20 ağustos 20**
Adult yayın yapan site açıldı. Çok girilen devlet sitelerine reklam yerleştirildi. Bireysel.
Görev sonucu: Başarılı
Ödeme: Aylık $8.000 kâr
.
.
.
.
20** yılına ait toplam kâr $1.856.597 Sanal banka hesabımda $4 dolar gibi görünerek bekliyor"
Amor yanağımdan öperek kendime getirdi.
-Demek Tesla'nın defterini saklıyorsun?
+Tabiki saklıyorum canım
-Okumamışın ama galiba?
+Henüz vakit bulamadım ki
-Tamam sen okursun onu ben eve gidiyorum
Amor'u yolcu etmek için popomu bile kaldırmadım. Amor da hiç zorlanmadan gitti.
Akşama kadar yatağımda uzandım bugün olanları düşündüm. Beni gerçekten anlayan dediğim kişinin gerçekten olmadığını ve beni kendi hayalimin bile kullanmaya çalıştığını, Amor'un o gün bilgisayarımın masaüstünde duran hesap notlarımı gördükten sonra bana aşık olmasını, hiç bilmediğim bir arabamın olduğunu düşündüm. Hiç bir şey beni bir çözüme ulaştırmadığını anladıktan sonra biraz Tesla'nın defterini okuyup uyuma kararı verdim.
"Zihnimde şimşekler çakıyor
...Bu ışık patlamalarını hala zaman zaman yaşıyorum. Yeni bir fikrin zihnimde parıldayıvermesi gibi durumlarda ortaya çıkıyor. Ama artık eskisi kadar heyecan verici değil bu, eskiye nazaran daha etkisiz. Gözlerimi kapattığımda, ilk önce mutlaka çok koyu ve tek tonlu bir mavi fon görüyorum. Tıpkı açık ama yıldızsız bir gecede olduğu gibi..."
İLGİNÇ AMA ÜRKÜTÜCÜ
"...Kendi alternatif akım ve yüksek frekans ile ilgili "frekans yüksek olduğu müddetçe yüksek voltajlardaki alternatif akımlar derinin yüzeyinde, herhangi bir yaralanmaya neden olmadan salınırlar... "
İŞİME YARAMIYOR
"...Yakından ve uzaklardan gelen kükreyen sesler beni korkuya sürüklüyordu ve bunların ne olduğunu bir türlü ayırt edemiyordum. Güneş ışınlarının önü periyodik olarak kesildiğinde bu beynim üzerinde öylesine büyük bir güç alanı yaratıyordu ki kendimden geçiyordum..."
BU İŞİME YARAYABİLİR
"Bu şekilde bahsettiğim makineyi yapabilecek biri olursa eğer bilinç altıma inmelerine izin vereceğim. İlaçlarla değil sorunlarımı kendim çözerek halletmeyi istiyorum. Bu makine günümün şartlarında yapılamaz ama..."
İŞTE BU KESİNLİKLE İŞİME YARAYACAK
Odamın kapısı açıldı içeri Viciado girdi.
-Uyumalısın.
+Neden?
-Seni ilgilendirmez fakat benim artık uyanmam gerekiyor
+Ne yapmak istiyorsun bana!
-Seni yine kullanacağım!
+Buna izin vermeyeceğim! Yapamayacaksın! Ne bu gece ne de başka bir zaman!
-Bırak o telefonu!
Defteri Viciado'nun suratına fırlattıktan sonra telefonla Amor'u aradım;
+Bize gelmen gerekiyor!
-Başım ağrıyor Cao. Her gece sevişmek mi istiyorsun?
+Hayır konuşmamız gerekli. Bu sefer cidden konuşmamız gerekli
-Ne yaptın?
+Çok uykum var Amor beni uyanık tutman gerekli.
9 Nisan 2013 Salı
Cao'nun Serveti 7
Anne kalktım tamam diye bağırdım. Amor yanımda yatıyordu. Örtüyü çekip kalkmak için davrandım fakat ikimizde çıplaktık. Hemen tekrar kapattım örtüyü. Amor'u uyandırdım.
+Amor
-...
+Ne yapıyoruz biz burada?
-Saat kaç? Uyuya mı kalmışım of..
+Açma örtüyü!
Amor bana acır gibi baktı.
-Şerefsizin tekisin!
+Amor şaka mı yapıyorsun?
-Üstümü giymem gerekiyor.
+Yataktan çıkma!
- Şimdi gözlerime bak ve benimle birlikte hareket et tamam mı utangaç çocuk? Gözlerini gözlerimden ayırma.
+Sende!
-Uff...
Telefonu elime aldığımda 5 cevapsız arama gördüm hepsi Viciado'ya aitti. Sabah olmuş bu arada. Yani Amor gece boyu bizde kalmış hatta benimle aynı yatakta yatmış. Daha da kötüsü...
Viciado'yu aradım. Fakat açmadı. Servisle giderim okula diye düşündüm. Ben arkam Amor'a dönük bir şekilde masamın önünde dururken Amor arkamda giyiniyordu yada popomu seyrediyordu.
+Amor giyindin mi?
-Evet.
+Dolabımdan bir giyecek şeyler verebilir misin?
-Sanırım iç çamaşırına da ihtiyacın olacak.
+Eh... Evet şu dolabın yanındaki çekmecede.
-Yakala bakalım!
Üstümü giydiğimde arkamı döndüm. Amor da giyinmişti yatağımı düzeltmiş üzerine oturmuş sanki benim soru sormamı bekliyor gibiydi. Bende onun beklentisini karşıladım ve tatmin olmasını sağladım.
+Ne oldu Amor? Son hatırladığım şey kahve içtiğindi.
-Cao!
+Sonra uyuya kaldım ve şimdi uyandım.
-Eğer bunu bana yaptırmak hoşuna gidiyorsa senin istediğin gibi anlatayım. Sen uyuya kaldın. Ben korktum sonra seni yatırdım kendime bir kahve daha yaptım. Bilgisayarın bekleme modundaymış onu çalıştırdım. Planım kendime gelip annem sarhoş olduğumu anlamayacağı kadar düzeldikten sonra anneni bizden çağırmaktı ama sen planımı bozdun ve uyandın. Hatırlıyorsun bunu değil mi?
+Hayır devam et
-Bilgisayar masasına oturup kahvemi içmeye başladın. Hatta seni uyarmadığım için bana kızdın. Sonra sanırım tuvalate gittin sanırım. Geldiğinde, dün beni götürdüğün güzel tepe için teşekkür hediyeni verdim.
+Nasıl yani? Ne hediyesi?
-Öyle işte. Önce öpüşmeye...
Amor'un anlattığı hiç bir şeyi hatırlamıyorum. Fakat Amor neden benimle yattı? Ben bir bakirim. Ya Amor? O da bir bakire mi? Yada öylemiydi... Ben sadece ne hediyesi diye sordum o ise bana yediğimiz haltı anlatıyor! Dinlememek için kulaklarımı ellerim olmadan nasıl tıkarım? Psikologlar insanların sinirlendiğinde 10'a kadar saymasını daha sonra tepki vermesini söyler bunun sebebi beynin düşünmek ve mantıklı hareket etmesine süre tanımaktır. İşime yarar umarım.
um, dois, três...
-Alışmaya başlamıştım...
quatro, cinco...
-Benim içinde bir zevke dönüşmüştü.. Çığlık atarken telefonum...
seis, sete, oito, nove,
-Anneme bitirmemiz gereken proje ödevi olduğunu söylerken dursaydın...
Dez!
-Sonra uzandık ve köpekler gibi soluk alıp verirken uyuya kalmışız.. Harikasın!
Sanırım bitirdi. O'nu dinlemediğimi anlamamalı.
+Sence iyi miydim?
-Dalga geçme lütfenn, benden önce kimler varsa onlar...
+Amor servis gelecek hadi dışarı çıkalım
Çantamı toparladım annemin "ödevinizi iyi sunun tüm gece çalıştınız" ve buna benzer cümlelerine karşılık onu öptüm sadece. Amorla birlikte evin önüne indik. Yanlış olan bir şeyler vardı, Viciado dün arabayı alıp gitmişti Şimdi araba evin önünde duruyordu. Dün Viciado'ya bıraktığım, Amor'la indiğimiz yerde. Yedek anahtar cebimde duruyordu fakat arabaya binip gitmemden daha doğru olan şey Viciado'yu aramaktı. Aradım yine açmadı. Arabaya bindim. Amor yanıma oturdu. Kahvaltı yapmaya The Bird'e gidiyoruz.
-Aaa arabada unutmuşum. Ne zaman çıkardım ki ben bunu?
"Amor kahvesinden ilk yudumu alıyor. Ağzından bir damla önce çenesine sonrada boynundan göğüslerine akıyor. Arka koltuğa geçiyor önce üstündekini sonra da kalanı çıkarıyor. Bunlar beynimin bir kısmında dolanıyor. O kısım aynı zamanda bana uyu diyor. Kahvesinden her yudum aldığında önce o damla gözümün önüne geliyor sonra beynimin o kısmı bana uyu diyor..."
The Bird'e vardık. Burada 2 kahvaltı yapan çift, 3 tane tek, 1 çiftte oyun oynuyor. Oyun oynayan bu çift Rainho ile tipini beğendiğim Amerikan piçi. Boğazlarına dil sokmaca oynuyorlar. Amor da ayna ile makyaj yapmaca oynuyor. Arabayı tekrar sürüyorum bu sefer The Chef'e gidiyoruz. Burada sadece çiftler var ve hepsi kahvaltı yapmaca oynuyor.
Kahvaltı yaparken Amor bazen yüzüme bakıp gülümsüyor ama genel olarak çok dalgın görünüyor. Bu tavır okuldaykende devam ediyor. Aynı sırada oturuyoruz o bana bakıp gülümsüyor bazen. Bazende dersi dinlemeden tahtaya bakıyor. Öğle zili çaldığında direk çıkıyorum sınıftan. Amor peşimden geliyor.
- Cao, tatlım nereye gidiyorsun?
+Şunu söyleme lütfen! Biraz işim var arabayla çıkıcam. Hemen gelirim.
-Gelmemi ister misin?
+Hayır hayır ben hemen hallederim
Amor beni öptü. Hemde koridorda. Yani bütün herkesin görebileceği bir şekilde. Ben eziğim Amor neden yapıyorsun bunu? Kafamı toparlamam gerekli...
Arabaya koşarak bindim okul sınırlarından çıkmadan dün Viciado'ya verdiğim ama arabadan bulduğum viskiden kabaca yudumladım. Boğazım yandı kafamda şimşekler çakıyor.
"Hiç kaygılanmayın; her konudaki dileklerinizi Tanrı'ya dua, yalvarış ve şükranla bildirin."
Dua ediyorum bu durumdan kurtulmak için. Tanrım beni duyuyor musun? Eğer meşgulsen söyle Meryem ana veya diri isaya da yönelebilirim.
‘Bir kimse Mesih'te ise yeni yaratıktır; eski şeyler geçmiş her şey yeni olmuştur.'
3'ü de meşguller şuan. Beni sadece Dark Mocha isimli kafein tanrısı kendime getirir.
Alışveriş merkezinin otopark'ına arabayı parkettim. Starbucks'ın önüne geldiğimde Viciado oradaydı, arkadaşım oradaydı her şeyi o açıklayabilirdi. Arabayı neden bıraktığını, telefonlarına neden bakmadığını, hiç bekleme moduna girmemesi gereken bilgisayarımın ayarlarını kimin değiştirdiğini, Amor'un neden benimle yattığını, Rainho'nun bütün sevgilileri tarafından neden sex objesi olarak görüldüğünü, neden dün hiç bir şey hatırlamadığımı...
+Viciado!
-Cao buradasın demek. Araba nerede? Otoparkta mı? Hadi oraya geçelim konuşmamız gerekli.
+Kahve alayım kendime dur bekle.
-Bunu alabilirsin. Dark Mocha...
Viciado otoparka geldiğimizde burnumun üstüne çok sağlam bir yumruk attı. Sonra arabayı açtı ikimizde girdik.
+Şakaları abartıyorsun gerçekten çok acıdı bu.
-Şaka yapmıyorum!
+Sen de gelme üstüme lütfen neler olduğunu anlamıyorum dünden beri çok garip şeyler oluyor.
-Bu yumruk Amor seni öptüğü içindi. Planlarım böyle değildi. Bozuyorsun.
+Şifreli konuşmayı kes gerizekalı! Ne anlatıyorsun bana? Okulda yoktun Amor'un beni öptüğünü nasıl biliyorsun? Seninle de Amor hakkında konuşmak istiyorum zaten. Biz dün seviştik Amorla
-Sen sevişmedin Cao!
+Aslında tam hatırlamıyorum Amor anlattı.
-Bak zeki çocuk sen fark edene kadar söylemeyecektim fakat şimdi söyleyeceklerimi iyi dinle.
+Tamam zaten sevişmemizi hatırlamıyorum. Amor anlattı ama onu dinlemedim çünkü çok iğrenç duruyor. Sadece genel hatlarını anlatabilirim.
-Dün sen arabayı bırakıp indiğinde arabada Amor'un sütyeni kalmıştı. Ben sana ne söylemiştim? Arabada hiç bir şey olmamalı! Arabada Kondom aradım her yerde fakat hiç bir yerde kullanılmış yada açılmamış bir kondom bulamadım. Amorla birlikte odana çıktığında delirdim. Çünkü Amor senin değil. Amor hiç kimsenin değil! Ben hariç hiç kimsenin değil! Amor'a aşığım. Ama O beni sevmiyor!
+Benimle alakası ne bunların. Amorla odama çıktığımızı nereden biliyorsun?
-Cao! Ben senim. Senin olmadığın zaman ben varım. Anlayamadıysan daha açık söyleyeyim aptal! Ben senin bedenini kullanıyorum. Hiç kimsenin görmediği hayalinim. Sen Rainho'ya aşıksın. Ben Amor'a.
+Şaka yapıyorsun. Kocaman bir eşek şakası. Amor'da bunun içinde bilerek yapıyorsunuz! Hayır sen ben, ben sen, hiç birimiz, birbirimiz değiliz, herkes tek, herkes ayrı, herkes farklı. Sen Deusa'yı seviyorsun. Amor sadece arkadaşım.
-Ara beni Cao!
Telefonumu çıkardım 2 kere arama tuşuna basarak son arama listesinden aradım Viciado'yu. Telefonu çalıyor. Açtı.
-Alo
Ses hem karşımdakinden hem telefonumdan geliyor.
+Senin bir telefonun var. Seni görüyorum. Dahili bir numaran var. Seninle konuşuyorum.
-Telefonunun ekranına bak
Telefonumun ekranı boş. Hiç bir şey yok.
-Cao!
Ses telefonumdan ve karşımdakinden geliyor. Telefonumda hiç bir şey yok. Rehberimi açıyorum, Viciado yazıp aratıyorum. Kartvizit bulunamadı yazıyor.
-Şimdi arabana gel. İstediğin koltuğa otur.
Bir Şizofrenin Günlüğü
ilk gün ;
elime bıçağı aldığım ilk an seni öldürmem gerekliydi. biliyordum bunu ama yapamadım. sesler duyuyorum şu anda. bu sesin sahibinin tanrı olduğuna eminim ve seni öldürmemi söylüyor. seni öldürmezsem başka bir kurban vermeliyim. cehennemde yanmanı sağlamam lazım. günahkarsın ve bu senin hakkın. olman gereken yer orası.
memlekete gitmekten vazgeçtim. sadece senin için. seni olman gereken yere göndermek için. babam hep söylerdi ''oğlum insanlara hemen güvenme'' diye. haklıydı ama hiç arkadaşım yoktu. yıllar boyunca kimse beni anlamadı ve sen bir anda benimle muhabbet etmeye başlayınca beni anlayacak biri çıktı diye düşündüm. nasıl yaptın bilmiyorum ama sürekli benim ilgi alanlarımdan bahsediyordun ve bu konular hakkında o kadar bilgiliydin ki.
artık insanları bu şekilde kandırmana ve kullanmana izin veremem.
ikinci gün ;
seni buldum. hemde elimle koymuş gibi. beraber geçirdiğimiz o kısacık zamanda kendini o kadar iyi tanıtmıştın ki farkında olmadan seni bulmam hiç zor olmadı. yanına kadar geldim. evde özenle bilediğim bıçağı böbreğine dayadım ve göz göze geldik. tanrı kulağıma fısıldıyordu sürekli ''bu işi burada bitirmelisin'' diye. aklıma kardeşim geldi. onu ne kadar çok sevdiğim ve bunu yaparsam onu bir daha göremeyeceğim. bu yüzden koşarak uzaklaştım yanından. umarım kimse beni görmemiştir.
fısıltılar hala beynimin bütün kıvrımlarında. hissediyorum bunu. sürekli ''yapmalısın ve kurtulmalısın'' diyorlar. senin yüzünden uyuyamıyorum artık. ışıkları kapatamıyorum. ışıkları ne zaman kapatsam o karanlıkta kaybolacakmışım gibi geliyor. babam ile telepati kurmaya çalışıyorum beni duysun, hissetsin ve gelip buradan beni alsın diye.
kapının kilidini değiştirdim gelip beni ummadığım bir zamanda bulma diye. yüzün, bakışların ve bana yaptığın gözümün önünden gitmiyor.
karnım çok aç.
1 ay sonra ;
yazmayı bırakmıştım artık. uzun zaman oldu. yazdıkça sana daha fazla yaklaştığımı hissediyordum. zaten her an seni görmek yeterince zor.
36. gün ;
eve geldiğimde babam kapının önünde bekliyordu. anahtarı değiştirdiğim için içeriye girememiş. babamı görünce korktum. içeriye girdik ama hala onun babam olduğundan emin değildim. uzun süre söylendi onları habersiz bıraktığım için ve ''kalk eve dönüyoruz'' dedi.
babam kapıda uzun süre beklemiş olmalı. parkta baya oturdum seni yanıma çağırmak için ama beynim o kadar yoğundu ki sana ulaşamadım.
37. gün ;
evdeyim artık ama daha fazla korkuyorum. sesler bu sefer kardeşimi gösteriyor. ''kurban gerekiyor ve bu kardeşin olmak zorunda'' . siktirin gidin beynimden artık. duymak istemiyorum seni.
38. gün;
bıçağı bulmam zor oldu. bıçağı alırken ses çıkardım sanırım biraz. annem uyandı. neyse ki kandırmam zor olmadı. gitti yattı hemen. gece uyanma ihtimaline karşı yer yatağının önündeki koltuğun altına sakladım bıçağı. seni uyandırmadan defalarca öptüm, kokunu içime çektim. bıçağı tahta kınından çıkardım ve boğazına dayadım. seslere karşı koyamıyorum artık. bunu yapmak zorundaydım. ama yapamadım. defalarca denedim. bıçağı aldım, boğazına dayadım defalarca. ama yapamadım. sen benim kardeşimsin. bunu sana yapamam.
elime bıçağı aldığım ilk an seni öldürmem gerekliydi. biliyordum bunu ama yapamadım. sesler duyuyorum şu anda. bu sesin sahibinin tanrı olduğuna eminim ve seni öldürmemi söylüyor. seni öldürmezsem başka bir kurban vermeliyim. cehennemde yanmanı sağlamam lazım. günahkarsın ve bu senin hakkın. olman gereken yer orası.
memlekete gitmekten vazgeçtim. sadece senin için. seni olman gereken yere göndermek için. babam hep söylerdi ''oğlum insanlara hemen güvenme'' diye. haklıydı ama hiç arkadaşım yoktu. yıllar boyunca kimse beni anlamadı ve sen bir anda benimle muhabbet etmeye başlayınca beni anlayacak biri çıktı diye düşündüm. nasıl yaptın bilmiyorum ama sürekli benim ilgi alanlarımdan bahsediyordun ve bu konular hakkında o kadar bilgiliydin ki.
artık insanları bu şekilde kandırmana ve kullanmana izin veremem.
ikinci gün ;
seni buldum. hemde elimle koymuş gibi. beraber geçirdiğimiz o kısacık zamanda kendini o kadar iyi tanıtmıştın ki farkında olmadan seni bulmam hiç zor olmadı. yanına kadar geldim. evde özenle bilediğim bıçağı böbreğine dayadım ve göz göze geldik. tanrı kulağıma fısıldıyordu sürekli ''bu işi burada bitirmelisin'' diye. aklıma kardeşim geldi. onu ne kadar çok sevdiğim ve bunu yaparsam onu bir daha göremeyeceğim. bu yüzden koşarak uzaklaştım yanından. umarım kimse beni görmemiştir.
fısıltılar hala beynimin bütün kıvrımlarında. hissediyorum bunu. sürekli ''yapmalısın ve kurtulmalısın'' diyorlar. senin yüzünden uyuyamıyorum artık. ışıkları kapatamıyorum. ışıkları ne zaman kapatsam o karanlıkta kaybolacakmışım gibi geliyor. babam ile telepati kurmaya çalışıyorum beni duysun, hissetsin ve gelip buradan beni alsın diye.
kapının kilidini değiştirdim gelip beni ummadığım bir zamanda bulma diye. yüzün, bakışların ve bana yaptığın gözümün önünden gitmiyor.
karnım çok aç.
1 ay sonra ;
yazmayı bırakmıştım artık. uzun zaman oldu. yazdıkça sana daha fazla yaklaştığımı hissediyordum. zaten her an seni görmek yeterince zor.
36. gün ;
eve geldiğimde babam kapının önünde bekliyordu. anahtarı değiştirdiğim için içeriye girememiş. babamı görünce korktum. içeriye girdik ama hala onun babam olduğundan emin değildim. uzun süre söylendi onları habersiz bıraktığım için ve ''kalk eve dönüyoruz'' dedi.
babam kapıda uzun süre beklemiş olmalı. parkta baya oturdum seni yanıma çağırmak için ama beynim o kadar yoğundu ki sana ulaşamadım.
37. gün ;
evdeyim artık ama daha fazla korkuyorum. sesler bu sefer kardeşimi gösteriyor. ''kurban gerekiyor ve bu kardeşin olmak zorunda'' . siktirin gidin beynimden artık. duymak istemiyorum seni.
38. gün;
bıçağı bulmam zor oldu. bıçağı alırken ses çıkardım sanırım biraz. annem uyandı. neyse ki kandırmam zor olmadı. gitti yattı hemen. gece uyanma ihtimaline karşı yer yatağının önündeki koltuğun altına sakladım bıçağı. seni uyandırmadan defalarca öptüm, kokunu içime çektim. bıçağı tahta kınından çıkardım ve boğazına dayadım. seslere karşı koyamıyorum artık. bunu yapmak zorundaydım. ama yapamadım. defalarca denedim. bıçağı aldım, boğazına dayadım defalarca. ama yapamadım. sen benim kardeşimsin. bunu sana yapamam.
Alıntı
6 Nisan 2013 Cumartesi
Cao'nun Serveti 6
Bu benim için bir Hediye mi Amor? "Aslında öyle düşünmemiştim ama..." diyor. "Tahmin edeyim, senin yakınlarında bulunmamam ve kimsenin bir ezikle dolaşyığını görmemesi için bana verdiğin oyalanmalık. Senin için değersiz fakat benim için Dünya'dan değerli" diyorum. "Ben çıkıyorum akıllı çocuk" diyerek kütüphaneyi terk ediyor. Benimde artık çıkmam gerekli ama elimde Tesla'nın defteriyle bir yere çıkamam. Darwin'in kitabını da alıyorum. Sonra Alman edebiyatı raflarından Faust'u da alıyorum. Faust'u sadece defteri gizlemek için almıyorum. Aynı zamanda defterdeki alıntılar bir şifre olabilir.
"Yalan söylüyorum, bu daha sonra aklıma gelecek şuan sadece defteri gizlemeyi düşünüyorum. "
Sınıfa girdiğimde Amor biriyle konuşuyor. Hayır, çok yakın değiller, bu yeni sevgilisi değil. Daha sonra yerime geçiyorum Amor'un yanına yani. Fakat Amor yanıma oturmuyor. Başka bir sırada oturuyor. Biyoloji öğretmenimiz derse giriyor. Benim yanım hala boş. Sınıftakiler yerine yavaşça oturuyor. Defter'in başındaki alıntıları tekrar okuyup., Faust'u önüme diğerlerini sıranın altına bırakıyorum. Sınıftakiler yavaşça yerine oturuyor. Bir kişi fazlalık olarak kalıyor. O kişi Amor'un biraz önce konuştuğu kişi. Yanıma oturuyor. Ben sadece Faust'a bakıyorum. Hoca derse başladı, sonra da bitirdi. Zil falan çaldı. Bunlar çok ders boyunca tekrarlandı. Sonra da final zili çaldı ve eve gitme zamanı geldi.
Artık servis kullanmıyorum. Yine Viciado'nun arabasıyla gideceğim. Eve geldiğimde annem neden erken geldin diye sordu? Bende Viciado'nun arabasıyla geldiğimi söyledim. Annem "Evet doğruya, tamam tamam" gibi bir şeyler mırıldandı. Viciado'nun da arabasını çok kullanıyorum. Ona geçenlerde çarşıda gördüğüm araba süslerinden alayım.
Faustu bir kenara biraktim. Cekmecelerimi karistiriyorum. Alt alta ust uste konulmus bir suru beyaz. Butun bu beyazlari cektiginde eger bir pisliksen en altta extacy, L.S.D. Esrar, sarma kagidi yani carsaf, cakmak veya bu tip seyleri bulman mumkundur. Eger bir dindarsan da tevrat falan koyarsin sanirim. Cunku hristiyanlar kitaplarini devamli olarak okur. Muslumanlar ise devamli saklar ve korur. Ben ise bu beyaz yiginin altinda sadece WOW cd leri ve bir kac oyun dergisi buluyorum.
Her neyse onlari kaldirip yerine Tesla'nin defterini koymaliyim. Defter cok tozlu once uzerini silmeliyim. Sildikten sonra cektikce arkasi bir turlu bitmeyen islak mendil paketine kufur etmeliyim.
Butun bunlari yaptiktan sonra bilgisayarimi actim yapacak bir sey bulamayinca hic hoslanmadigim komsularim geldi aklima. Bende Backtrack ile ihtiyacim olmayan wifi aglarini kirmak icin paket toplamaya basladim. Wordlist'im cok saglam wpa2 yi bile elde edebilirim.
Bilgisayar paket toplaya dururken Amor'u aradim. Tek seferde acti telefonunu.
+Naber?
-Efendim Cao!
+Carsiya cikacagim. Alisveris merkezlerini benden daha iyi taniyorsun. Biraz yardimci olur musun?
-Olabilir, arabayla mi?
+Hayir yurumeyi dusunuyorum ben
-Bize gel beraber cikalim. Hadi hizli ol.
Amor beni pek onemsemiyor cunku eger onemseseydi hemen disari cikmazdi. En azindan yarim saat bekletirdi. Bu boyledir. Cok samimi oldugun birinin veya cok onemsemedigin biri ile bulusurken giyinmeye ,kendine ceki duzen vermeye gerek yoktur.
Kapiyi gec acti Amor. Kendimi daha da degersiz hissettim diyemeyecegim. Alistim buna cunki. Henuz giyinmemisti bile. Odasina ciktik beraber. ben bilgisayarina gecen sefer yukledigim programi kurcalarken, yani Amor bununla ne yapmis onlara bakarken Amor'un dolabi arkamda kaliyordu. Fazla durmadi orada. Hemen buldugu 2 parcayi giydi. Benim arkami donmeyecegimi bildigi icin cekinmedi. Amor un gizli yeri neresiydi acaba? O da WOW cdlerini mi sakliyor o yerde? Banane bundan. Ben Loglari okumaliyim.
Amor sadece cocugun telefonunu takip etmekle yetinmis. En cok girilen yerler SMS gelen kutusu, fotograflar ve telefonun on kamerasi, bunu yaptigina gore onu kiskaniyor veya ozluyor olmali. Yuzunu gormek istiyor baksana...
Sanirim programi silersem kizar bana. Simdilik kalsin daha sonra silerim diye dusundum. Disari ciktigimizda yururken bu sefer kontrolu elime aldim ve ara sokaklara yonelmemizi engelledim.
Macy's e girdik. Burada bir kac yeri dolastik. Amor pek ilgisiz dolandi etrafimda. Daha sonra cam vitrinlerin onunden gecerken Amor kirmizi bir canta gordu, iceri girdi bakti. Takti koluna bana dondu gosterdi. Sonra ayna da bir saga bir sola donerek kendine bakti. Sanirim cok mutlu oldu. Ama o bu cantayi almadi fiyati $207 di cunku. Portekizde bu tip cantalari kadinlar el isi olarak yapar sonrada pazarlarda satardi. Bu pazarlarda genelde halk gibi giyinmis av arayanlar dolasir sonrada eger begendigi bir urun olursa onu alir Amerika'ya goturur orada dergilerde yayinlayip ardindan satarlardi. Bunun bu canta icin gecerli olup olmadigini bilmiyordum fakat Amor'un sesiyle kendime geldim.
-Uzerinde "Portekizde uretilmistir" yaziyor. Satis gorevlisi de tek uretim oldugunu soyledi. Inanmiyorum ya bu kadar cirkin bir seye kim $207 verir ki? Ne yani Ben Madonna degilsem bu cantayi alamayacak miyim? Zaten cirkindi.
+Sana yakismisti.
-Bunu cirkin oldugunu soylemeden once soylemeliydin gerizekali!
Cevremizin dikkatini bu ses yukseltmesinden dolayi daha fazla cekmeden ona kahve icmek icin disari cikmayi teklif ettim. O beni takip ederken ben sadece ilac firmalarinin ilaclarini ne icin once erkeklerde denediklerini anladim. 5-10dk icinde bile duygulari degisebilen bir canlinin hormonlarina guvenip nasil raporlarina geciceklerdi? Bu yuzden once erkek denekleri kullanip gercekten ilacin yan etkisi varmiymis ona bakmalari gerekir.
"Osmanski Coffee" yazan bir yerin onune geldik. Amerika'da Turk kahve dukkani acan bir rus olmaliydi buranin sahibi. Iceri adim atmisken Amor beni durdurdu.
-Senin alerjin vardi kahveye. Buraya giremeyiz. Tekrar o gunu yasamak istemiyorum.
+Tamam o zaman isimizi hizlica halledelim seni bir yere goturucem. Hosuna gidecektir. Amor "Ney? Nereye?" gibi sacma sorular sorarken kolundan cekistiriyordum.
Populasyonunun cogunlugunu zencilerin ve asyalilarin olusturdugu bir pasaja girdik. Sevimli Çinli bir adamin gulumsemesi bizi dukkanina cekti. Viciado'nun arabasi icin harika bir hediye ariyorduk. Hormonlari bu sefer normal calisan Amor guzel bir hediye secti. Kredi kartim ile satin aldim. Aslinda buyuk bir magazada olsak karti kullanim icin ebeveyn iznim olup olmadigi sorgulanirdi. Cuzdanimda duran gereksiz izni cikarip gostermem gerekirdi. Bu Asyali adam bizi zorlamadi iyiki.
Viciado'yu aradim. O da carsidaymis. Araci elbette alabilecegimi ama isim bitince kendisinide almami soyledi. Senden beklemem ama eger kiz atacaksan arabamda kondom veya sutyen kalmasini istemem diye ekledi. Bunu bende istemezdim bu yuzden Viciado'nun istememesini normal karsiladim. Oyle bir sey olmayacak kanka dedim kapadim. Amor kimle konusuyorsun diye sordu. Cevap vermem gerekmezdi. Beni takip et dedim. Viciadonun tarif ettigi otoparka gittik. Arabayi buldum. Viciado anahtarlarin bir yedegini vermis oldugu icin rahatca actim.
-Cao konusmayi yada ne yaptigimizi anlatmayi dusunuyor musun?
+Biraz daha dayanabilecegini biliyorum. Arabayi bufenin onune cektim ve 2 bira 1 votka 1 de viski aldim. Biraz da atistirmalik bir seyler....
Amor'u oraya goturdugumde gercekten hayran olmustu. Onu "Rainho ve Deusa" tepesine goturmustum. Arabanin kapilarini acip disari ciktiktan sonra beraberce sehri izledik. Amorla biralarimizi icerken bana bir sir vermeye karar verdi. -Biliyor musun? Ilk defa alkol aliyorum. Senin kullandigini bilmiyordum. Bok cocuk seni! +Birazdan ayakta durmak icin bu cocuga ihtiyacin olacak -Ben de icmem ki hepsini o zaman Amor siseyi firlattiginda zaten hepsini bitirmis oldugunu farkettim. Cunku "tan tan" yerine "tin tin" diye yuvarlandi sise.
Amor'la ucurumun kenarinda oturuyoruz. O bir tane birayla sarhos olabilecek kadar saf. Eger dengemizi kaybedip dusecek olursak ctrl + Z diye bagirmaktan baska hic bir sey yapamam. Ayaga kalktim sonra Amor'u kaldirdim. Ben usuyordum cunku acikmistim. Amor terliyordu cunku bagirsaklarinda emilen alkol kaninda dolasiyordu.
Arabaya gectik. Amor ustune bir seyler almis olsaydi kesinlikle cikarirdi cunku gozlerinin alti bile terliyordu. Ben ona bakiyor onu sakinlestirmeye calisiyordum. Amor birden kapiyi acti indi. Sonra arka kapiyi acti. Iceri gecip uzerini cikardi. daha sonra da sutyenini. Sonra uzerini tekrar giydi. Bu kadar rahat olmasi beni rahatsiz ediyor ama ona bir sey diyemem cunku suan sarhos. Umarim birazdan isemek istemez... Viciado aradi bu sirada
-Alo, Cao nerdesin?
+Carsiya geliyorum Macy's in onune gel.
-Tamam biraz konusmamiz gerek arabayi otoparka birak istersen
+Ayarlarim ben
-Caooo kiminle konusuyorsunn
+Ne oldu?
-Ben boyle eve gidemem kahve icelim mi? Ama sen icmiyeceksin tamam mi?
+Tamam nasil istersen
Amor eger kelimelerini uzatarak konusmaya devam eders henuz acmadigim votkayi da acacagim biraz daha icirip sizmasini saglayacagim. Bok. Viciado Macy's in onundeydi. On koltuga oturdu. Amor a naber dedi ama Amor cevap vermedi. Tesekkur ederim Amor. Kelimeleri uzatmadan konusamiyorsan konusmuyorsun.
Osmanski Coffee ye gitmeyi dusundum ama orasi 17 yasinda sarhos ve ehliyetsiz araba suren 2 kisinin ayilmasi icin gidecegi turden bir yer degildi. Ustelik burada alkol alma yasi 22. Portekizde ki gibi 18 olsa bile yeterli degil yaslarimiz. Annemi aradim komsuya gitmesini arkadasimin bize gelecegini soyledim.
Evin onune geldigimde annemin cikip cikmadigina emin olmak icin tekrar aradim. Mota teyzenlerdeyim dedi. Yani annem Amorlarin evindeydi. Eve girerken Viciado aksam telefonda konusuruz dedi. Amor votkayi alir misin arabadan dedim. Amor votkayi aldi. Viciado benim anahtarimi verdi. Sonrada eve ciktik.
Suan cok kararsizim Amor u odama cikartmali miyim? Yoksa mutfakta kahvemizi mi icmeliyiz sadece. Ben neden dusunuyorum ki? Amor benim onun evindeyken yaptigim gibi odama yoneldi. Ben onu takip etmedim ve geceleri uyanik kalmami saglayan muhtesem kahvemi yaptim. Icindeki karisimi bilmiyorum ama sanirim ginseng ve bolca kafein vardir. Markasi Bullein.
Amor kahvesini yudumluyor bende onu izliyordum o her yudum almasinda benim uykum geliyor gibiydi. Amor iciyor benimde goz kapaklarim orantili olarak kapaniyordu son yudumu yutmasini ve kahvenin dil ustune ve bogazina takilarak akmasini izledikten sonra daha fazla dayanamadim uyuya kaldim...
Kızlar biz bir "Siberhane" nin içindeyiz. Hani filmlerdeki, kitaplardaki gibi. Bakın yani tam olarak son sistem teknolojileriyle donatılmış bir hapishane...
Caoo! Gum gum gum... Kalk artik! Gum gum gum..
Biri yuzume sicak bir nefes ufluyor... Kollarima sarilmis sicak baska bir kol daha var... Govdemde cok sicak bir ten...
13 Mart 2013 Çarşamba
Cao'nun Serveti 5
Sabah yatağımda uyandım. Viciado odamda değildi. Hemen annemin yanına koştum. Viciado geldi mi buraya? dedim. Annem kendisine gelmeye çalışırken yüzüme garip bir bakış attı. Arkadaşım yani? Dün hiç geldi mi? diye tekrarladım. "Hayır Cao kimse gelmedi. Hadi hazırlan okula gideceksin." dedi annem. Aslında bunu söyleyip yetinmedi. "Portekizdeyken sevmediğin okul formalarını giyip dururdun, okula sivil gidememekten şikayetçiydin, şimdi giyinmiyorsun bile, servisin gelecek biraz sonra, yetişemeyeceksin, bak ben okuluna götürmem, yürümek zorunda kalırsın..."
Viciado'ya telefon ettim geçerken bizim evin önüne uğra dedim. Servisten önce geldi Viciado. Onu kapının önünde görünce kahvaltı yapmadan indim hemen. Arabada bir sigara yaktık. Direk konuya girdim.
+Kanka dün sen bize geldin mi akşam?
-Yok, sizde ne yapıcam ben?
+Amor'un evine gitmiştim geldiğimde benim odamda sen vardın. Sonra uyuya kaldım.
-Amor? Kanka uğraşmasana şu kızla. Ne oldu ne için gittin!
+Bilgisayar işi işte..Kullandırmıyorum kendimi merak etme. Hayır soldan değil! Soldan değil!
-Okula gitmiyor muyuz?
+Kahvaltı yapmadık. Geri dön sağdan gidicez. The Bird'e gidiyoruz.
- The Bird'e mi? Senin kahvaltını Starbucks kahveleri sanıyordum...
+Orayada uğrayacağız tabi.
Dün gördüğüm rüyanın, bayıldığımda gördüğüm ile aynı olduğunu Viciado'ya anlatsam mı acaba diye düşünüyorum. Anlatmayacağım sanırım. Evet evet şimdilik anlatmamak en iyisi...
Okula geldiğimizde 5 dakika geç kalmıştık ilk dersimize. Fakat tek geç kalan biz değildik. Yan tarafta arabalarının yanına yaslanmış, bir kaç seviye sonra artık öpüşmekten vazgeçip birbirinin dudaklarını yiyecek kadar hızlı öpüşen 2 kişi daha vardı. Biri Rainho diğerini ise tanımıyorum ama ilk defa tipini beğendiğim bir amerikalı piç.
Sınıfa girdim ders öğretmenimiz bayan Tvilk'ten özür diledim ve sınıfa geçtim fakat genelde benim oturduğum sıram doluydu. Sadece Amor'un yanı boştu. Bende onun yanına oturdum. Sınıf popülasyonuna adapte olabilmek için etrafa bakınıyordum. Amor'a Mavi balinalar yılın sekiz ayı hiç bir şey yemezler geriye kalan yaz aylarında ise günde 3 ton kril yerler dedim. Hiç bir alakası yoktu bu bilginin konumuzla fakat beni dinlemiyor olacağını bildiğim, en azından ben öyle düşündüğüm için söyledim. Fakat hiç tahmin ettiğim gibi olmadı. Amor bana fısıltılı bir sesle. Dersimiz coğrafya dedi. O zaman mavi balinalar suda yaşarlar dedim. Gülümsedi ve önüne döndü.
Coğrafyayı sevmiyorum fakat dersle ilgili görünmek için önüme bir kağıt çıkarttım ve karalamaya başladım. Hatta karalama kağıdımı birazda bilimsel yapsın diye e=mc2 yazdım kağıda. Sonra formülü biraz incelemeye başladım. Einstein'in öne sürdüklerini ve geçen gördüğüm Nikola Tesla'nın projesin düşündüm. Aklıma bir şeyler gelmeye başladı. Neyse, Amor ile tenefüse çıktık. Amor'un artık bir sevgilisi olmadığından bir Amerikan piçinden dayak yeme korkum kalmamıştı.
Amor dedi ki; Cao hiç okulun kütüphanesine gittin mi? Tabiki! Fakat şuanda bilgisayar laboratuvarı daha rövanşta değil mi sence de? dedim bende.
Hayır, kitaplar daha zengin her zaman. İnternet'te çoğu zaman bilgi bulamazsın tembel insanların karşılıklı yorumları oluyor. dedi Amor. Yani forum ortamından bahsediyor. Kaynağı saçma sapan röportajlar olan Wikipedia yazılarından bahsediyor.
Amor'la kütüphaneye girdik. Tozlu, eski püskü kitapların olduğu, bakterilerin bile yaşamak için beğenmediği yere. Amor kitap raflarının birinin arasına girdi. Peşinden öksürerek koştum. Bu öksürük bana bir alerjim olduğunu söylüyordu. Amor eliyle koymuş gibi bir kitabı aldı. Bana uzattı. "The Origin of Species" yani Türlerin Kökeni" Charles Darwin'in kitabı. Elime aldım sayfalarını açtıkça toz kalkıyordu. Kitabı incelemeye başlayacaktımki, Amor Kitabı çıkardığı yerden kalın bir defter çıkardı. "Darwin'i siktir et Cao! Bununla ilgilenmelisin." Aldım incelemeye başladım ilk sayfasında kaliteli bir el yazısıyla Goethe'nin *Faust'undan bir alıntı vardı;
"Ruhların dünyası kilitli değildir,
Kapalı olan duyularındır yalnızca,
Yüreğinse ölü!
Kalk, öğrenci, kaygısızca yıkamaya git,
Ölümlü gönlünü sabah şafağında!"
Amor'a döndüm baktım. Amor beni başıyla onayladı. Hızlıca defteri kurcalamaya başladım. Her tarafından toz kalkıyordu. Hatta gözüm kaşınmaya başlamıştı. Fakat umurumda değildi. Defterin son sayfasına geldiğimde " Kaosun aykırı oğlu.Dünyanın kudretli oğlu. Tesla" yazıyordu.
Amor bu gerçekten Tesla'nın defteri mi? dedim. "Fausttan anladın değil mi?" dedi. Evet diyerek gülümsedim. Eğer baştaki hatta sondaki sözde Faust alıntısını görmeseydim, kesinlikle inanmazdım. Çünkü arkadaşıyla yürürken bile Faust'tan alıntılar yapıp kendi kendine konuşabilecek tek insan vardı! Nikola Tesla!
10 Mart 2013 Pazar
Ölümsüzlüğün hiç güzel olabileceği geldi mi daha önce aklına?
Ölümsüzlüğün hiç güzel olabileceği geldi mi daha önce aklına? Sonsuza kadar yaşamak? Sonsuz olursa tabi. Bir dine sahip olmayanlarda dahil bütün herkes bir gün sonun geleceğine inanırken. Sonsuz yaşam kavramı ne kadar doğrudur?
Her gün sonsuza kadar yaşıyorsun ve her sabah hep uykusuzsun. Belki 2-3 günde bir 3 saat uyuyabilirsen. Sonsuza kadar gözlerinin altı inmiş, gözlerin kanlanmış ve sonsuza kadar uykusuzsun. Her gün sabah bir işin olduğu için dışarı çıktığında herkes yeni uyanmış gözlerini ovalarken sen sadece etrafı izleyip bu insanların geceyi uyuyarak geçirdikleri için çok salak mı yoksa sen, uyumak varken gece boyunca çalıştığına. Hemde hiç bir sosyal statü getirmeyecek saatler harcadığından akıllı mı olduğunun çelişkisindesin.
Her gün sonsuza kadar yaşıyorsun ve her sabah hep uykusuzsun. Belki 2-3 günde bir 3 saat uyuyabilirsen. Sonsuza kadar gözlerinin altı inmiş, gözlerin kanlanmış ve sonsuza kadar uykusuzsun. Her gün sabah bir işin olduğu için dışarı çıktığında herkes yeni uyanmış gözlerini ovalarken sen sadece etrafı izleyip bu insanların geceyi uyuyarak geçirdikleri için çok salak mı yoksa sen, uyumak varken gece boyunca çalıştığına. Hemde hiç bir sosyal statü getirmeyecek saatler harcadığından akıllı mı olduğunun çelişkisindesin.
Albert Einstein'ın Son Yıllarında Kullandığı Not Defteri
Defterin ilk sayfasında "mopak" yazısını görmek mümkün değildir.Veya bir şirketin reklam logosunuda bulamazsınız. İçinde bakkalın, dürümcünün ve tekel bayinin telefon numarası vardır.
Bolca "pi" sayısını görebilirsiniz. Para-Çokomel eğrilerinden bolca vardır. El yazısının font olarak kullanılabilecek bir insan olduğunu anlayabilirsiniz.
Bazı sayfalarında "Bugün cuma ama geçen hafta gittiğim için 2 hafta daha hakkım var benim" gibi notlar olduğunu gördüğünüzde, bunu bir zamanlar günlük olarakta kullanmış olduğunu anlayacaksınız.
Ortalarda bir sayfada "Stephen Hawking'i benim yerime koyanlar oluyormuş adam akıllı dursunlar" yazar. Ekşicilerin yorumlarından memnun olmadığını. İncicilere ise "bir şeyimi kaybetmedim, liselilere benim üzerimden lakap takmayın" diye haykırır.
9 Mart 2013 Cumartesi
Cao'nun Serveti 4
Viciado ile uçurumda akşama kadar oturduk. Bayağı bir konuştuk. Hatta o kadar fazla konuştuk ki. Artık ona kızmaya başlamıştım çünkü Deusa'yı o kadar fazla anlatıyordu ki bana, benim konuşmama fırsat vermiyordu. Ne zaman ben Rainho'yu anlatsam lafımı bölüyor bana Deusa'yı anlatıyordu. Neyse ki alkol ikimizde de etkisini gösterdi ve sessizleştik. Artık konu dağılmaya başlamıştı. Sanki iki iş adamı gibi arabanın içinde sessiz bir şekilde oturup sadece sigara dumanını birbirimize üflerken ben biraz konuyu dağıtmak istedim;
C: Amor çok dengesiz bir kız. Hastahanede beni ayıkken gördüğünde önce gülümsedi. Sonra ise benim iyi olup olmadığımı öğrenmek bile istemediğini söyledi. Eğer yatakta değilde ayakta olsaydım kesinlikle beni dövecekti.
V: Kızdan dayak mı yiyeceksin?
C: Bir kıza el mi kaldıracağım?
V: Nesin sen Cao? Türk müsün? Ha evet seni anladım okuduğun saçma tarih kitapları ve Türkler hakkında yazılmış Vikipedia yazıları değil mi? Burada kurallar öyle işlemez. Burası Amerika!
C: Bura da insan hakları daha fazla. Türkler böyle davranıyorsa biz onlardan daha iyisini yapabiliriz demektir.
V: Bak Cao Amerika'da kurallar şöyle işler. Önce bir sürü işçi kadını fabrikada öldürürsün daha sonra tepkileri üzerine çekmemek için Kadınlar Günü adı altında bir gün çıkartırsın. Üstelik bu sayede Kapitalizme bir seviye daha atlatırsın. Burada işçiye ihtiyaç duyarsın, bir kaç sene önce insan olarak bile görmediklerini özgürlük belgesi adı altında ülkene çağırırsın. Beyazlar patron zenciler işçi olur.
C: Pardon kanka unutmuşum. Burası Deusa ve Rainho tepesi değildi. Kapitalizm ve Amerikan Tarihi konuşuyorduk değil mi?
V: AHAHAHA! Ama sende Amor'u anlatıyordun? Harbiden siz ne için buluştunuz onunla?
C: Uzun mesele. Bilgisayarla ilgili işte. Benimle ne için konuşuyorlar ki kızlar başka?
V: Benimle hiç konuşmuyorlar.
C: Onun sebebi farklı. Ahahaha!
Daha sonra ise konudan konulara atlayıp durduk. Bugün olanlar gerçekten çok ilginçti. Amor'la buluşmamızda bayılmışım. Daha sonra Rainho ve Amor ile birlikte siberhaneye düşmemiz ise tamamen bir rüyaymış. Ben hepsini gerçekten yaşamışım gibi hatırlıyorum. Ben bunları Viciado'ya anlatınca o da benimle bir sırrını paylaşıyor. Her gece gördüğü bir rüyayı;
"Her gece rüyamda Deusa ile düz bir yolda yürüyorum. Devamlı yürüyoruz, sağımda solumda kaçabileceğim veya Deusa ile oturabileceğimiz bir yer yok. Daha sonra Deusa bana dönüyor ve o anda bağırarak uyanıyorum. Her uyumamda. Her gözümü kapatmamda tekrarlanıyor."
Kanka sence beynim benimle dalgamı geçiyor? Hatta senin deyiminle toshack mı geçiyor benimle? dedi.
Ölmeyi dene yada Marlboro'yu sade içmeyi dene. İçine ot koyduğunu biliyorum. Diyerek gülümsedim ama o gülmüyordu.
Nasıl ölmeyi deneyeyim ne yapayım yani kanka düzgünce anlat şunu dedi. Bak rüyanda ölürsen gerçekte uyanırsın. Çünkü bilinç altında öldükten sonra yapacakların yoktur hiç görmemişindir. En ufak bir fikrin bile yoktur. Bu yüzden, rüyanda ölürsen gerçekte uyanırsın. Deusa ile birlikte yürümek zorunda kalmazsın.
Amor! Evet bu kıza gününü göstericektim. Viciado beni eve bıraktıktan sonra, bilgisayardaki ekip başkanına mesaj attım. Misyonumdan uzaklaşmam gerekli diyerekten... Tek ve net cevap aldım. "Bunu teklif etmen zaten misyonundan çıktığının göstergesidir." Yani kovulmuştum. Artık bir yere bağlı olmadığıma göre istediğimi yapabilirim. Sadece şapka rengim biraz koyulaşacak ama siyah olmayacak. Asla siyah şapkalı bir korsan olmayacağım!
Hesap şifrelerini aldım. Telefonuna kurduğu uygulamalar üzerinden erişim sağladım ve anlık takip ediyordum artık. Bütün dosyalarını da yönetebiliyordum. Amor'u 2 kere aradım ve ikisinde de aramayı kapattı. Sanırım yanlış anladı. Anneme bir kaç dakikaya geleceğimi söyleyerek evden çıktım. Elimde bilgisayarım ile birlikte...
Amor'un evi fazla uzak değildi. Yani fazla yürümeyecektim. Evine geldiğimde kapıyı çaldım kapıyı açtı direk içeri girdim. Annesi Mota teyzeye selam verdikten sonra direk odasına çıktım. Amor hiç bir şey anlamadan peşimden koşturuyordu. Odaya çıktığımda yatağına oturdum ve bilgisayar ekranını açıp ona uzattım. İlk başta hiç bir şey anlamadan bakındı fakat sonra sözümü tutmuş olduğumu anladı.
+Bunu benim bilgisayarıma da ayarlayabilir misin?
-Tabi getir.
Bilgisayarına her şeyi kurarken yanımda oturmuş, benim bütün birikimimi çözmeye başaracağına inanan gözlerle bakıyordu. Başaramadı!
+Bak bunu böyle kullanıcaksın tamam mı? Önce bunu açıcaksın. Sonra buradan şunu yeşil yere getireceksin. Sonra alttan ilk menüye dönüp F5 e basıcaksın. Hoop! gördüğün gibi geldi şuanda.
-Nasıl yani bu onun telefonu mu?
+Evet.
-Bunu başkaları içinde yapabilirsin değil mi?
+Amor ben aptal değilim! Ne demek istediğini anlıyorum. Senin telefonunla veya seninle hiç bir sıkıntım yok. Eğer öyle bir şey yapacak olsaydım biraz önce sen yanımda her şeyi izlerken bilgisayarına istediklerimi kurabilirdim.
-....
+Hayır yapmadım! Sana yardım ettim sadece. Genelde insanlar bu tip şeylerden sonra teşekkür ederler...
Bir kaç saniye Amor'un yüzüne baktıktan sonra kapıya yöneldim ve çıktım Amor'un odasından. Mota teyze hâlâ neler olup bittiğini anlamaya çalışırken, ben bana soru sorma aşamasını atladım ve kapıdan çıktım. Bu tıpkı bir programı cracklemeye benziyor. Serial isteyen aşamayı siliyorsun ve program ücretsiz olarak açılıyor.
Eve geldiğimde herkes odasına çekilmiş yatıyordu. Odama çıktım. Viciado odamda, yatağıma oturmuş beni bekliyordu. Pek konuşmadık. Çok normal bir şeymiş gibi birbirimize baktık. Yatağıma, Viciado'nun yanına oturdum.
Bu koku.. Eski bir şey... gökyüzü kızıllaştı. Boğazımda bir plastik tadı ve Viciado'ya ait olmayan çok tanıdık bir ses...
Rainho ve Amor'a konuşma yapıyorum yine;
"Kızlar biz bir "Siberhane" nin içindeyiz. Hani filmlerdeki, kitaplardaki gibi. Bakın yani tam olarak son sistem teknolojileriyle donatılmış bir hapishane..."
3 Mart 2013 Pazar
Cao'nun Serveti 3
Şuan gözlerimi açmaya çalışıyorum. Ellerim yerinde mi? Ellerimin yerinde olup olmadığını ellerimle kontrol ediyorum. Evet yerinde. Gözlerimi henüz açamadım fakat yastığım çok sönük duruyor. Elimi yastığı kabartıp uykuma devam etmek için kaldırdım ve o anda annemin sesini duydum. Cao! Cao! Uyandı sonunda! Doktor! Cao uyandı! Etrafımda bir kaç tanımadık ses var. Onlarda aynı şeyi söylüyor; "Cao uyandı!" Keşke her uyandığımda böyle sevinse etrafımdakiler.
Bugün farklı bir durum var. Gözlerimi açtığımda önce beyaz tavanı sonra ise başımda bekleyen 3 kişiyi ve her birinin gidip gelen yarı saydam ikizlerini. Bu üç kişiden biri hemşire olmasını tahmin ettiğim, diğeri ise boynundaki stetoskoptan belli olan doktor, üçüncüsü ise tabiki annem. Neden hastahanedeyim bilmiyorum.
Doktor gözüme ışıklar falan tuttu. Hemşireye serum bittiğinde çıkartmasını söyledi. Bu iki yabancı gittikten sonra anneme kafamı çevirip baktım. Sanırım çok ağlamış gözlerinin altı her şeyi söylüyor. Ama şuan yüzündeki gülümseme iyi olduğunu söyledi.
Biraz konuştuk, anlattığı kadarı ile ben bayılmışım. Daha sonra hastahaneye bir kız getirmiş beni. Hemşire söylemiş anneme de bunları. Benim ise en son hatırladığım Amor ile yürüyor ve konuşuyorduk.
Ne kızı? Hangi kız? Bu iki soruyu yöneltirken hemşire içeri tekrar girdi.
"Cao, hepimizi çok korkuttun en çokta kız arkadaşını. Çok korkmuş. Seni buraya O getirdi." Bunları söylerken bir yandan serumu çıkarttı kolumdan. Sol bileğimden iğneyi çektikten sonra devam etti. " Kendisi kapının dışında. Çok borçlusun bu kıza sen. Onu bir yemeğe çıkart bence. Çünkü eğer o seni getirmese soluk borun tıkanana kadar şişip ölebilirdin." Bana akıl vermeyi kes dedim. Bu kadar rahat konuşuyordum çünkü serumu bileğimden çekmişti. Sinirlenip intikam alma ihtimali yoktu yani.
Kapı açıldı. İçeri Amor girdi. Beni görünce yüzü gülümsedi. Ah çok tatlı! Ama ciddi durmalıydım. Çünkü henüz Rainho ile başlamamış olan aşk hayatımı bu hemşirenin yorumları bitirebilirdi. Umarım Amor ile konuşmamıştır. Anneme doğru kafamı çevirdim. Durumu anlamış olmalı ki dışarı çıktı. Amor başımda duruyor gözlerime bakıyor. Ben gözlerimi onun gözlerine bakmak için açık tuttuğumda ise çok yoruluyorum.
"Kahvenin içindeki bir şeye alerjin varmış Cao. Şuan iyi olup olmadığın umurumda değil. Bu yüzden sormayacağım. Seni hastahaneye sevgilimin arabası ile getirdim. Senin yüzünden O'nunla tekrar tartıştım. Sen iyileşip O'nun telefon mesajlarını ve sosyal ağlardaki hesaplarının şifresini bulup bana vermeni beklemek yerine ben yarın ayrılacağım. Görüşürüz." dedi bana Amor. Keşke bu konuşmayı biraz önce bana akıl veren hemşire duysaydı. Arkasından "Teşekkür ederim!" diye bağırdım boğazım yanmaya başladı. Neyse şuan bunlar umurumda değil. Saat kaç onu öğrenmeliyim ve bugün akşam bilgisayar başına geçip sabaha kadar ekiple birlikte siber savaşa katılmalıyım. Keşke Viciado beni buradan alıp arabasıyla şehrin yukarısında kalan o yola çıkartsa. Orada arabayı kenara çekip, biraz viski içsek. Ben ona Rainho'yu. O ise bana Deusa'yı anlatsa.
(Viciado burada tanıştığım bir Amerikalı. Aslında kendisi de bir Portekiz ama kabul etmiyor. Amerikalı denmesini tercih ediyor. Kardeşim gibi severim. Benimle her zaman ilgilenir. Her türlü sırrımı bilir. Bende O'nun. Deusa ise Viciado'nun eski sevgilisi, aslında Viciado için hiç bitmemiş ama Deusa için eskilikte 3. sıraya gelmiş bile. Ayılma sebepleri tabiki Viciado'nun Deusa'ya aşık olup çok fazla değer vermesi... )
Bunu düşünmek yerine neden telefonu kullanmıyorum ki. Yanımda duran hastahane telefonundan aradım Viciado'yu. Adresi verirken hastahane olduğunu duyar duymaz koşturmaya başladığını anladım telefondan. Annem işlemleri hallettikten sonra ben ayağa rahatça kalktım. Tuvalete girdim. Çişimi yaparken hissettiğim rahatlamayı hiç bir şeye değişmem. Demin Amor'un ettiği bütün hakaretleri sildi attı. Dışarı çıktım Viciado gelmişti. Annemle bir şeyler konuştular ben ise arabaya geçip Viciado'nun sigarasından yaktım.
Ne yapıyoruz kanka? diyerek içeri girdi Viciado. Önce McDonalds'a gidiyoruz, 2 tane MegaMac yiyeceğim. dedim. Daha sonra ise bizim uçuruma. Yani Rainho ve Deusa uçurumuna! Gülerekten McDonalds'a doğru gittik.
23 Şubat 2013 Cumartesi
Cao'nun Serveti 2
Gözlerimi açmaya çalışıyordum fakat çok ağır geliyordu. Biraz daha uyumaya karar verdim.
Amor ismimi sayıklıyordu. Cao, Cao... O da henüz ayılamamış. Elimle dürtmek istedim ama elim hareket etmiyor! Uğraştım ama sonra farkettim ki iplerle bağlı olduğu için hareket etmiyormuş. Amor! Amor! şşt. Sakin ol. şşt! Ellerini çözebilirim ama sessiz ol dedim. O da ellerinin bağlı olduğunu fark etti. Odanın sol köşesinde yeşil ışıklı bir şey vardı. Bu ağırlık sensörlü bir zemin olabilir. Amor sakın sandalyeni kıpırdatma. Sürüyerek bana yaklaş.
O anki pozisyonumuzu tarif etmek gerekirse. Odanın duvarlarına dayalı 3 tahta sandalye düşünün. Soldan itibaren Rainho, ben ve Amor bağlı şekilde duruyorduk. Sol köşede ise. Yani Rainho'nun önünde ağırlık sensörü duruyordu.
Amor ile iyice yapıştık. Bak cebimde bir çakmak var onu alabilirsen ellerimizi çözeriz dedim.
+Ellerim bağlı nasıl yapacağım bunu?
-Şey.. Ağzınla?
Amor ağzıyla pantolonumun da geziniyordu. Çok yakın durduğundan dolayı bir türlü çakmağın olduğu sağ cebime ulaşamadı. Sandalyesini yavaşça geri çekip tekrar eğildiğinde cebime ulaşabildi ancak.
Çakmağı alıp çıkarırken pantolonumun üzeri salya olmuştu. Baygınlığın etkisinden dolayı kasları tam çalışmıyordu belli ki.
Ağzında çakmak suratıma bakarken bende sandalyemi sürüyerek arkamı ona döndüm. Ellerimi birleştirip avuç içlerimden havuz yaparak elime atmasını söyledim. Sakın düşürme demeyi unutmadım tabiki.
Becerikli kızmış Amor. Tam avucuma bıraktı.
Çakmakla iplikleri yakarak elimi çözdüm. Ellerimle de dizlerimi ve belimi çözdükten sonra ayağa kalkmayı başardım. Sanki bir aceminin ilk sigara içişinde olduğu gibi ufak bir baş dönmesi vardı. Sensör? Sensör çalışmamıştı. Bir alarma bağlı olabilir. Yada bir bombaya. Eğer kimin eseriyse bu. Onun yaratıcılığına kalmış...
Amor'un önce dizlerini. sonra arkasına geçip belini ve ellerini çözdüm. İkimizde Rainho'ya bakıyorduk. Arkasına geçtim ellerini çözecektim fakat çığlık atarsa engelleyemeyeceğim aklıma geldi. Amor şu sensörle ilgilenir misin? Kapatmayı dene mesela!
Amor arkasını döndüğünde Rainho'ya baktım. Üzgünüm bu şansı başka zaman elde edemem dedim ve öptüm. Hemen çekildim. Dizlerini çözdüm. Amor beceremediysen gel. Ben ağzını kapatayım sende sakin olmasını söylersin. Yerimizi aldığımızda başımızla onayladık birbirimizi.
Rainho! Rainho uyan! Rainho! Bizi fazla uğraştırmadan gözlerini açıp kapattı. Amor'u görmüş olmalı ki. Uyandı ağzını tuttuğumu farkedince ellerini kaldırmaya çalıştı ama bağlıydı. Amorla aynı anda bağırma sakin ol ağzını açacağız gibi cümleler kurmaya başladık.
Rainho'nun kalp atışları 2km uzaktaki bir evin balkonundan bile görülebilir bir düzeydeydi. Göğüsleri o kadar hızlı inip çıkıyordu ki... Ama hiç balkon yoktu etrafımızda.
Ellerini çözmek için ağzından elimi çektiğimde onunda tükürüklerinin avucuma dolduğunu fark ettim. Onuda pantolonuma sildim. Artık kuruyum.
Hala ne olduğunu anlamadan. Sessizce buradan çıkıp kendimize gelmeye çalışıyorduk. Önümdeki sürgü kapıyı açmak için elimi uzattım fakat çok zor. Ya bu kapı civadan yapılmıştı. Yada benim kollarım kalem bile tutamayacak güçteydi. 3 ümüzde açmaya uğraştıktan sonra. Kaslarımızın kendine gelmesini beklerken Yere oturduk. Birimizin sessizliği bozup ne oluyor demesi gerekliydi. Rainho başladı.
R: Son hatırladığım şey. Birinin arkandan sana bir bez koklattığı. Sonrasında Cao diye bağırdım fakat. Her yer kızıllaştı. Gözlerim ağırlaştı ve uyudum.
C: Bende aynılarını Amor için hatırlıyorum. Senin sesini duyduğumu bir de.
A: Yürürken bir anda uyuya kaldığımı hatırlıyorum.
Peki neredeyiz biz? Kızlar kendi aralarında konuşurken çifte salyalı pantolonum çoktan kurumuştu. Bende senaryolar düşünüyordum. Belli ki birileri kaçırmıştı bizi. Ama ne için? Fidye falan için mi? Amerika'ya sonradan gelmiş 3 ailenin çocuklarından ne kadar para alabilirlerdi ki? Daha iyi insanlar vardı. Rainho'nun babası zengindi. Yok be daha zenginleri de vardır...
Çok çabuk dağılan dikkatim. Bilgisayarımı düşündürmeye başlamıştı bana. Yaklaşık yarım saat sonra;
Kızlar biz bir "Siberhane" nin içindeyiz. Hani filmlerdeki, kitaplardaki gibi. Bakın yani tam olarak son sistem teknolojileriyle donatılmış bir hapishane. İçine 1-3 veya 5 kişilik gruplar konulur. Belli ki bize işkence etmek istemiyorlar. Yoksa hepimizi tek tek içeri bırakırlardı. Amacı ise burayı geçebilenleri seçmek. Daha sonra onlara yapılanları kimse bilmiyor. Sadece bir sürü söylenti var. Hayır anlatmamı beklemeyin. Çünkü pek hoş...
R: İyi ya. İşte 2 sevgiliyi yine yanyana koymuşlar.
A: Ne demek istiyorsun sen?
R: Cao ile çıktığınızı biliyorum. Bugün alışveriş merkezinde buluştuğunuzdan beri sizi izliyorum. Hatta okulda portekizce seni seviyorum dediği sırada kolundan tutup duvara yapıştırdığını da gördüm Amor.
C: Şey aslında..
A: Seni seviyorum mu dedin bana?
C: Rainho'ya...
R: Hadi oradan kim inanır sana?
A: Ben inanırım çünkü biz sevgili falan değiliz. Kusura bakma Cao ama eziksin. Seninle buluştuğumuzda bile kimse yanımda görmesin diye ne kadar boş yol varsa oralara saptım. Tenha yerlerde yürüdük hatırlasana!
R: Ben bunları rahat konuşmak için yaptığınızı sanmıştım.
C: İkinizde amerikan piçleriyle takılmaktan başka bir şey yapmayan orospularsınız. Konuşmayın asla benimle!
3'ümüzün kaç gün geçireceği bile belli olmayan bu yerde başlangıç için hiç iyi bir hareket olmamıştı bu konuşmalarım. Sadece benimkiler değil aslında, onlar başlattı çirkinleşmeyi!
22 Şubat 2013 Cuma
Cao'nun Serveti 1
Uyandığımda berbat bir rüya görmüştüm. Sırtımda Spider-Man oyununda patlattığım tankerlerden akan su kadar fazla ter vardı. Mevsim ilkbahar olsa bile üşütüyordu beni. Üzerimi değiştirdim. Dişlerimi bir haftadır yaptığım gibi sertçe fırçalamak için banyoya koştum. Böyle fırçalamamın hızlı beyazlamasına etkisi vardı ama diş etlerimi acıtmaktan başka bir şey yapmıyorum sanki.
Cao diye bağırdı annem. Her gün aynı ses tonunda aynı isim, aynı sesleniş tarzı. Sıkıldım. Bende kendi kendime Cao diye bağırdım. Bu onu duyduğum ama sinirlendiğim anlamına geliyordu.
Hızlıca kahvaltımı yaptım ve okul servisine yetişmek için kapıya yöneldim. Ayakkabılarımın bağcıklarını bağlamadan fırladım. Geç kalmak istemiyordum. O kızla tanışacaktım çünkü.
Servis'e girer girmez. Gördüm onu. Rainho'nun yanında oturuyordu. Rainho beni görünce kafasını çevirdi. O ise zaten benim varlığından habersizdi. Bir kaç gereksiz servis muhabbetinden sonra indim. Sınıfa kadar hızlı adımlarla çıktım. Çok çekingen olduğumdan insanların arasında yürümeyi sevmiyordum. Onlarda insandı sonuçta ama. Belkide çok kendini beğenmişliğin bastırılmış halidir bende ki bu duygu.
Sınıfta, Amor arka sırada oturuyordu. Amor da tıpkı ben ve Rainho gibi yabancıydı. Bize değil. Amerika'ya yabancıydı. Lise öğrencisi olmamıza rağmen ülkemizde harcandığımızı düşünüp bir Amerikan rüyasına kapıldık. Rainho ile geldiğimiz yerde de aynı okuldaydık. Amor ile de burada tanıştık. Onu da anlatayım.
Dersten çıktığımda kimsenin beni anlamadığını düşünerek portekizce küfürler ediyordum. Galiba O'nu rahatsız etmiş olacağım ki. Yanımdan geçerken bana portekizce "çok yaratıcısın salak çocuk" dedi. Daha sonra ise diğer derslerimde onunla aynı sınıfta olduğumuzu gördüm. İsmini de sınıfta öğrendim.
Bugün dersler fazla sıkıcıydı. Kalbim için kullandığım ilaçlar çok fazla yan etki yaptığından bu aralar sık kullanmıyordum fakat bugün o kızla tanışacağım için heyecandan ölmek istemezdim. Bu sıkıcılıkta dersten değil ilacın yan etkisinden kaynaklıydı.
2.Dersinde zili çaldığında yanına gidecektim kızın. Toplumdan bu kadar sıyrık olmama rağmen nasıl yapacaktım bilmiyorum.
Bütün evren benden yanaymış gibi engelledi tabiki. Kapıdan çıktığım sırada biraz ileride Rainho'yu gördüm. Portekizce "seni seviyorum" diye mırıldandım fakat biri koluma yapışıp beni duvara çekmişti. Hayır bu kendini kabadayı zanneden aptal Amerikan'lardan değil, Amor'du. Çıkışta seninle konuşmamız gerekli. Okulun yanındaki... Hmm yok sen kahve seviyordun değil mi? Alışveriş merkezinin içindeki Starbucks'ta buluşalım. Sonrasını yürüyerek hallederiz. Kafamı evet anlamında sallayabildim sadece. Çünkü Amor ile Amerika'da tanışmıştım ve o serseri Amerikan çocuklarıyla çok fazla takılırdı. Belki beni birine dövdürebilirdi ama ne saçma düşünüyorum. Kahve ısmarlamak istedi sonuçta bana. Günde sadece 2-4 saat uyuduğumu bildiğinden dolayı kahveye sıcak baktığımıda biliyordu. Çıkışta Starbucks a kadar yürümek zorunda kaldım.
Amor çoktan oradaydı. Elinde 2 kahve tutuyordu. Beni görünce uzattı birini bana. Dark Mocha dedi. Ben henüz ağzımı açmadan vanilya kreması eklettiğini bile söyledi. Eğer bana ne söyleyecekse çoktan beni satın aldı bu güzel kız.
Bak Cao, sevgilimi biliyorsun.
Ne olmuş ona?
Beni aldatıyor mu bilmek istiyorum. Telefonunun tüm içeriğini ve bütün sosyal medya hesaplarının şifresini almanı istiyorum. Eğer aldatıyorsa o orospuyuda rezil edeceğim. Bunu yapabilirsin değil mi?
Son cümleyi söylerken. Sanki o kahve parasını boşa çıkartma gibi bir ifade takındı yüzüne.
Elbette fakat benim bir misyonum var. Bu tip şeyler kişisel çıkarlarda kullanamam.
Misyon mu? O uğraştığın saçma şeyler için bir de misyon mu edindin yaa.
"Seni seviyorum kanka" diyerek omzuma vurdu. Yanımdan ayrılıp, göz kırpıp ilerledi. Durup arkasından bakarken sadece ufak bir çığlık duydum koca şehrin kalabalığında. Hemen peşinden koştum.
Bu koku.. Eski bir şey... gökyüzü kızıllaştı. Boğazımda bir plastik tadı ve Amor'a ait olmayan çok tanıdık bir ses...
Biscolata Erkekleri ve Uçan Kaplumbağalar
Kaplumbağa kelimesi aslında kap-lumba-a olarak ayrılır ve eskiden hiç var olmamış bir dilde uçmak anlamına gelmektedir. Aslında kaplumbağalar uçabilirler. Sadece Mehter Marrşı dinlemeleri gerekmektedir. Merter Marşı özel frekanslarla yazılmıştır.
Evrimden önceki kaplumbağalar Mehter Marşı ile birlikte uçuyorlardı. Fakat bir gün beyin ameliyatını yanlış geçirmiş bir kaplumbağa, epilepsi hastalığına yakalandı. Bu kaplumbağa deli,manyak gibi denizleri yüzerek geçip " Biscolata Erkekleri Adası" na ulaştı. Buraya yumurtalarını bırakıp kaslı erkeklerle birlikte "uuu beybi" diyerek takıldı.
Diğer kaplumbağalar Biscolata Adası'nın varlığından haberdar oldular. Fakat hepsi uçarken 300 spartalının oklarına çarpıp öldüler. Hepsi oka kafa atan bir kahramandı.
Yeni doğan kaplumbağalar Epilepsili oldu. Mehter Marşı ile uçamaz oldular. Biscolata erkekleri onları köle yaptılar. Sırt ağrısından yavaş yürümeye başladılar.
Arkadaşlar bu işe bir dur diyelim ve hayvan tecavüzlerini engelleyip onları antidepresana başlatalım!
Özet: KASLI VE MAVİ GÖZLÜ BİSCOLATA ERKEKLERİNE HAYIR!
16 Şubat 2013 Cumartesi
Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı? Sevmek için güzele mi bakmalı? Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı? Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır? Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı? Hırsızlık; para, malmı çalmaktır? Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı? Solması için gülü dalından mı koparmalı? Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı? Öldürmek için silah, hançer mı olmalı? Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı? |
15 Şubat 2013 Cuma
Hain
Soğuk bir Kış sabahı terörist derin uykudaydı. Uzayan sakalları rahatsız ediyordu. Uykusunu değil, örgütü rahatsız ediyordu. Örgüt gerillalar için keskin ve katı kurallar koyuyordu…
Kafasını kaldırdı. İç cebinde taşıdığı kaçak votkadan bir yudum aldı ve içinin ısınmasını bekledi. ..
Düşünüyordu, İsa bile davası için bu kadar zulüm çekmemiştir bence diyordu. Belki de İsa’nın kuklası oydu. İsa yapamadıklarını onunla yapıyordu. Bu derin düşünceleri için vakti yoktu. Operasyonun başlamasına fazla vakit kalmamıştı. Kudüs’e nükleer bombalar atarak “gökyüzünden gelen ateş” i yalnız ve salt bırakıp kafir insanlardan kurtaracaktı. Bu aslında kendine söylenen yani dayatılandı. Hasan-el İvan -örgütün başkanı- onlara böyle söylemişti. Aslında dünya çapında bir karışıklık çıkarmak isteyen bir Müslümandı bu adam. Zaten ne yapmıştı ki bunlar? Her zaman şanslıydılar. İyi toprakları ve zenginlikleri tanrı onlara vermişti ama hiçbir zaman kullanamamışlardı. Belki tanrı en son Müslümanlığı göndermişti? Belki de doğru olan oydu?
John Adam! Sesiyle yerinden fırladı.
Karşıdan gelen kaçak sigara içen Hasan-el ivandı.
-John Adam, Amerikalılar geldi hammaddeyi al ve artık bitir şu işi!
John’da bir Amerikalıydı. Çok duygusal olması ve derin derin düşünmesi belkide onun önceki yaşamından kaynaklanıyordu…
14 Şubat 2013 Perşembe
14 Şubat 2013 Dünya Perşembe Günü
Okurken dinlenecek şarkı: http://youtu.be/gMY3Ou9L5xE veya http://youtu.be/OgwELci-Op4
14 Şubat hakkında bir çok efsane anlatılır. Bunların en çok tutulanı ve en çok beğenileni St. Valentine'nin ki dir.
Bu çılgın adam 3. yüzyılda aşk ve sevgiden anlamayan, asil, muhteşem, yüce, harika, manitasızların baştacı, imparator II. Claudius'a karşı dinsel vaazlar vererek imparatorun hatalı olduğunu söylüyordu.
Bunların tek sebebi ise II. Claudius'un çok baba bir adam olup, olan var olmayan var diyerek evlenmeyi yasaklamasından kaynaklanıyor. Valentine manyağı yakalanır ve olması gereken yere yani zindana atılr. Bütün bunlara rağmen hala yerinde duramayan bu manyak gardiyanın kardeşine asılmaya başlar. %100 saf godoş olan gardiyan ise kardeşini Valentine'in yanına getirir. Çünkü kız kardeşi Julia kördür ve evde kalmıştır.
Valentine, Julia'ya Allah diyen aslan ve Allah diyen kargayı gösterir.
Julia her sabah bu iki hayvanı görebilmek için dua eder. Daha sonra beraber dua etmeye başlarlar. Valentine bu sırada Julia'nın burnuna kokain atar. Her taraf altın ışıkla dolar. Her yeri görmeye başlar.
Ertesi gün Valentine'in ölüm emri gelir ve Julia'ya son bir mektup yazar. "Parayı hep peşin ver. Malları osman abiden alıyorum."
Julia mezarın başına Hint Keneviri diker...
Not: yazının başında şarkıları umarım açmamışınızdır. Sonra dinleyin hikayeyle uyumsuz onlar.
Not2: Orjinalini okumak için
13 Şubat 2013 Çarşamba
Kelebeğe Dönüşmeyen Koza Ne Oluyor? Final
Fiend ile yaptıkları uzun muhabbet sonunda Fiend Perro'ya kendisiyle gelmesini, Kraliçe'nin yanında zaten yeterince durduğunu söyledi. Perro yapamam dedi. Nasıl yani Perro? Neyi yapamazsın? dedi Fiend. Bu sırada saray dışından bağırışma sesleri duydular. Dışarı çıktılar.
Gelen Diosa'ydı. İleriden Dolor'da geliyordu. Diosa Perro'yu gördü fakat dikkat etmedi. Çünkü Perro ölüydü ve Fiend kendisini şikayet edicekti. Fiend olduğu yerde dururken Diosa geldi ve ona bir tokat attı. Fiend zaten sağlam olmayan bedeniyle birlikte yere düştü. Perro Diosa'ya acır gibi baktı. Hemen Fiend'in elinden tutup kaldırdı. Diosa ile Dolor donmuş gibi Perro'ya bakıyorlardı. Perro diyebildi Diosa sadece. Yüzü hala hortlak görmüş gibiydi. Perro hemen sarıldı Diosa'ya. Diosa dostum! Dolor babasının üstünü sirkelerken Diosa ile Perro ayrılmışlardı. Dolor ile de sarıldı Perro amcası.
Her yer beyazladı Perro için bir anda. Şehrin ortasındaydı. Mavi giyimli ve silahlı bir adam ona doğru koşuyordu. Perro da koşmaya başlayınca mavi giyimli adam ateş etti. Perro ayağındaki acıya daha fazla dayanamazdı ama koştu. Kendini eski zemin kat evinin camından içeri girereken buldu. Ayağına isabet etmişti kurşun.
Kahvaltılarını bitirdikten sonra Kraliçe ve komşu kral sohbet ederek toplantı odasına çıktılar. Kral yüz vermedikçe Kraliçe sanki boşluktaymış gibi devamlı konuşmaya çalışıyordu. Toplantı odasına çıktıklarında artık sohbet ciddileşmiş ve yerini ülkeler arası ilişkilere bırakmıştı.
Diosa, Fiend'in koluna girmişti. Fiend sendeliyordu fakat gerek yok Diosa dedi. Diosa sanki onu hiç duymamış gibi cevap verdi. Özür dilerim Fiend Çok özür Dilerim. Seni yanlış anlamışım. Çok özür dilerim. Bu cümle bittiğinde gözünde 2 damla yaş vardı artık.
Biraz daha yürüdükten sonra Dolor'un arabasının önüne geldiler. Dolor direksiyona Fiend ve Diosa ise arkaya geçtiler. Yol boyu Diosa ağladı. Fiend kendini ölü gibi hissediyordu. Diosa'nın ağlaması yüzündendi bu...
Fiend'i eve bıraktılar. Dolor, anne yanıma gel dedi. Diosa'da ön koltuğa geçtikten sonra Dolor daha fazla dayanamadı ve annesinin tepkisinden çekinmeden söyledi;
+Tıpkı babam gibi kokuyorsun anne.
-Uhm.. Evet...
+Çok güzel biliyor musun?
-Tamam diosa yereli bu kadar. Ben evliyim ve bugün olanları asla ona söylemeyeceksin!
+Peki ama...
Evlerinin önüne geldiklerinde Diosa eşine sarıldı. Fazla konuşmadan yukarı çıktılar. Dolor babasının yanına gidecekti. Onlara el sallayıp geriye döndü.
Fiend'e kahve yaptı ve beraber sigara içtiler. Dolor aslında sadece eşlik ediyordu. Fiend bu durumu bilsede bozmuyor ve durumdan faydalanıyordu.
Sonra beraber gülüştüler. Babasıyla çok güzel ve eğlenceli bir akşam geçirmişti Dolor.
Sabaha kadar kral ile konuşmuş ve içmiş olan Kraliçe artık uyku zamanının geldiğini fark etti. Krala gülücükler saçan kraliçe kapısında Perro'nun olmadığını farketmedi bile. Hızlıca soyunup 305 ile bakışmadan çıplak olarak yatağı girdi.
"Ayağımı biraz daha sarmam gerekli. Bunun için beyaz giysimden bir parça daha yırtıyorum."
Orospu! Orospu! Yeter mi? Yeter mi orospu?
Diosa şişmiş gözlerini hafif araladığında hala kocasından dayak yiyordu.
Kimdi o adam? Söylesene orospu Diosa!
Kaltak kızın ile beraber mi düşüyorsunuz elalemin kollarına. Konuşsana lan! Diosa tekrar bayıldı. Eşi ise Diosa'nın elbiselerini çıkartıp tekrar kokladı. Başka bir adam kokuyor. Başka bir adam, başka bir adam diye aynı cümleyi tekrar ederek sinir krizine girdi. Diosa bir süre sonra tekrar ayılmıştı. Belkide soğuğun tenine yaptığı etki onu tekrar ayıltmıştı. Şuan tek dileği ölmekti Diosa'nın. Sadece ölmek... Çünkü dün Dolor onu bıraktığından beri dayak yiyordu o adamdan. Dolor'a attığı yardım mesajına cevap gelmemişti. Böyle bitirmek varmış diye düşündü Diosa. Perro'yu da gördü hem...
Fiend uyandı, sabah sigarasını yakmak için. Dolor uyuyordu henüz. Balkona çıktı sigarasını yaktı ve gökyüzüne doğru dumanı üflerken bulutları gördü.... Sigarayı attı ve Dolor'u uyandırmadan arabasının anahtarını alıp çıktı evden. Araba sürmeyi çoktan unutmuştu fakat gökyüzüne bir kere daha baktığında sürmeye başladı artık arabayı.
Bütün elbiselerini yaktım Diosa. Seni kurtaracağım bu kirlilikten artık başkası gibi kokmayacaksın dedi. Elbileleri yaktığı banyoya Diosa'yı soktu.
"Ahh! Ayağım... Beni sen yenemeyeceksin hayat!"
Diosayı yanan elbiselerin üstüne iterken Diosa hiç karşılık veremedi çünkü zaten çok yorulmuştu. Sonunda ölüyorum dedi içinden.
Evin kapısı kırıldı ve Fiend hiç koşmadığı gibi içeri koştu.
İğrenç Adama bir yumruk attı. Daha o yere düşmeden Diosa'yı kucağına aldı. Uçları yanmış saçlarını toparladı ve söndürdü. O herif çoktan yere düşmüş ve kafasını çarpmıştı. Fiend, Diosa kucağındayken alevler içindeki banyonun kapısını kapattı ve koşmaya başladı.
"Bugün ilk defa uykum geliyor. Her şey bitmeden ölmek istemiyorum. Ölmeden önce 3 saat uyusam ne iyi olur halbuki..."
Kraliçe uyandı. Hemen duşuna girdi ve küçük poposuyla beraber yıkandı. 305'in önüne geldi ve kurulanırken kendini seyrediyordu. 305 daha da kararmıştı. Yine giyindi ve yatağının üzerinde oturup kafasını dinlendirmeye çalışıyordu.
"Ellerim bembeyaz titriyorum. Galiba ben bitirmeden, hayat beni bitirecek! Keşke birazcık uyusaydım..."
Diosa'nın yaraları sarılmıştı. Dolor etrafında dönüyor ve devamlı soru soruyordu. Fien ona sakin olmasını. Diosa'nın çok iyi olacağını söyledi. Diosa gülümsemeye çalıştı fakat çok yorgun olduğu için tekrar uyuya kaldı.
Kral ellerinde çiçekler ve üzerindeki görkemli elbisesiyle içeri girdi. Merhaba Kraliçe'm! dedi.
Merhaba diyerek krala selam verdi kraliçe. Çiçekleri Kraliçe'ye verdikten sonra konuşmaya başladı kral...
"Fazla zamanım kalmadı. Kanım bütün zemini dolduruyor. Keşke sol bileğimi kesmeseydim..."
Benimle evlenir misin Kraliçe'm? Kraliçe bunu bekliyor gibi boynuna sarıldı...
Perro! Perro! Evde misin? Perro hastaneden kaçtığını duydum eğer buradaysan bana görünebilirsin ben Fiend. En iyi dostun... Ne diye bağırıyorum ki. Camını kırıp gireyim dedi içinden Fiend.
Cam zaten kırıktı içeriye girdiğinde eski sarı bir masa üzerinde bir defter ve kalem vardı. Sandalye masanın önünde değil odanın ortasında devrilmişti. Tava baktığında ise ağlamaya başladı. Perro boynundan bir ip ile asılıydı.
Hemen onu ordan indirdi ve sarıldı. Perro! diye ağlamaya başladı. Perro'nun sıkıca kapattığı eli gevşemişti ve kağıdı düşürdü. Fiend kağıt kana daha fazla bulanmadan aldı ve okumaya başladı.
"Fiend,
Beni senden başka kimse gelip bulmaz biliyorum...
Bu notuda bu yüzden sana yazıyorum. Umarım bulduğunda kağıt elimden düşmüş olmaz. Çünkü yerler hep kan. Defterde seni, Diosa'yı, Kraliçe'yi anlattım. Yetimhanede beraber büyüdük. Hastaneye yatırdıklarında hayal edip kendimi mutlu edebileceğim bir annem ve babam yok benim. Bende sizi anlattım.
Yeni doğacak bebeğine Dolor ismini verirsin belki..."
Fiend Defteri alıp okumaya başladı.
"Kraliçe bugün yeniden doğmuş gibi uyandı. Her zamanki ateşi içinde yoktu. Sanki bugün birine iyilik yapmak onu bir gün daha yaşatmak istiyordu. Kahvaltısını istedi yatağına. Hepsini yedi çok acıkmıştı karnı.Yatağından kalktı.O kadar narsistti ki odası bir sürü aynayla doluydu, her çeşit hemde. En sevdiği aynasının yanına gitti Ona bir isimde vermişti ama biz şimdilik ona 305 diyelim. "
Bitirdiğinde Perro'nun kalemini aldı ve defterin sonuna ekledi;
"Kraliçe sarıldığı anda 305 patladı. Odanın her yeri 305 ile doldu. Kraliçe buna aldırmadan öpüşmeye başladı."
305... Evet... Perro'nun hastane odasının numarası... Perro artık özgürsün!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









