23 Şubat 2013 Cumartesi

Cao'nun Serveti 2



Gözlerimi açmaya çalışıyordum fakat çok ağır geliyordu. Biraz daha uyumaya karar verdim.

Amor ismimi sayıklıyordu. Cao, Cao... O da henüz ayılamamış. Elimle dürtmek istedim ama elim hareket etmiyor! Uğraştım ama sonra farkettim ki iplerle bağlı olduğu için hareket etmiyormuş. Amor! Amor! şşt. Sakin ol. şşt! Ellerini çözebilirim ama sessiz ol dedim. O da ellerinin bağlı olduğunu fark etti. Odanın sol köşesinde yeşil ışıklı bir şey vardı. Bu ağırlık sensörlü bir zemin olabilir. Amor sakın sandalyeni kıpırdatma. Sürüyerek bana yaklaş.

O anki pozisyonumuzu tarif etmek gerekirse. Odanın duvarlarına dayalı 3 tahta sandalye düşünün. Soldan itibaren Rainho, ben ve Amor bağlı şekilde duruyorduk. Sol köşede ise. Yani Rainho'nun önünde ağırlık sensörü duruyordu.

Amor ile iyice yapıştık. Bak cebimde bir çakmak var onu alabilirsen ellerimizi çözeriz dedim.

+Ellerim bağlı nasıl yapacağım bunu?
-Şey.. Ağzınla?
Amor ağzıyla pantolonumun da geziniyordu. Çok yakın durduğundan dolayı bir türlü çakmağın olduğu sağ cebime ulaşamadı. Sandalyesini yavaşça geri çekip tekrar eğildiğinde cebime ulaşabildi ancak.
Çakmağı alıp çıkarırken pantolonumun üzeri salya olmuştu. Baygınlığın etkisinden dolayı kasları tam çalışmıyordu belli ki.

Ağzında çakmak suratıma bakarken bende sandalyemi sürüyerek arkamı ona döndüm. Ellerimi birleştirip avuç içlerimden havuz yaparak elime atmasını söyledim. Sakın düşürme demeyi unutmadım tabiki.
Becerikli kızmış Amor. Tam avucuma bıraktı.

Çakmakla iplikleri yakarak elimi çözdüm. Ellerimle de dizlerimi ve belimi çözdükten sonra ayağa kalkmayı başardım. Sanki bir aceminin ilk sigara içişinde olduğu gibi ufak bir baş dönmesi vardı. Sensör? Sensör çalışmamıştı. Bir alarma bağlı olabilir. Yada bir bombaya. Eğer kimin eseriyse bu. Onun yaratıcılığına kalmış...

Amor'un önce dizlerini. sonra arkasına geçip belini ve ellerini çözdüm. İkimizde Rainho'ya bakıyorduk. Arkasına geçtim ellerini çözecektim fakat çığlık atarsa engelleyemeyeceğim aklıma geldi. Amor şu sensörle ilgilenir misin? Kapatmayı dene mesela!

Amor arkasını döndüğünde Rainho'ya baktım. Üzgünüm bu şansı başka zaman elde edemem dedim ve öptüm. Hemen çekildim. Dizlerini çözdüm. Amor beceremediysen gel. Ben ağzını kapatayım sende sakin olmasını söylersin. Yerimizi aldığımızda başımızla onayladık birbirimizi.

Rainho! Rainho uyan! Rainho! Bizi fazla uğraştırmadan gözlerini açıp kapattı. Amor'u görmüş olmalı ki. Uyandı ağzını tuttuğumu farkedince ellerini kaldırmaya çalıştı ama bağlıydı. Amorla aynı anda bağırma sakin ol ağzını açacağız gibi cümleler kurmaya başladık.

Rainho'nun kalp atışları 2km uzaktaki bir evin balkonundan bile görülebilir bir düzeydeydi. Göğüsleri o kadar hızlı inip çıkıyordu ki... Ama hiç balkon yoktu etrafımızda.

Ellerini çözmek için ağzından elimi çektiğimde onunda tükürüklerinin avucuma dolduğunu fark ettim. Onuda pantolonuma sildim. Artık kuruyum.

Hala ne olduğunu anlamadan. Sessizce buradan çıkıp kendimize gelmeye çalışıyorduk. Önümdeki sürgü kapıyı açmak için elimi uzattım fakat çok zor. Ya bu kapı civadan yapılmıştı. Yada benim kollarım kalem bile tutamayacak güçteydi. 3 ümüzde açmaya uğraştıktan sonra. Kaslarımızın kendine gelmesini beklerken Yere oturduk. Birimizin sessizliği bozup ne oluyor demesi gerekliydi. Rainho başladı.

R: Son hatırladığım şey. Birinin arkandan sana bir bez koklattığı. Sonrasında Cao diye bağırdım fakat. Her yer kızıllaştı. Gözlerim ağırlaştı ve uyudum.
C: Bende aynılarını Amor için hatırlıyorum. Senin sesini duyduğumu bir de.
A: Yürürken bir anda uyuya kaldığımı hatırlıyorum.

Peki neredeyiz biz? Kızlar kendi aralarında konuşurken çifte salyalı pantolonum çoktan kurumuştu. Bende senaryolar düşünüyordum. Belli ki birileri kaçırmıştı bizi. Ama ne için? Fidye falan için mi? Amerika'ya sonradan gelmiş 3 ailenin çocuklarından ne kadar para alabilirlerdi ki? Daha iyi insanlar vardı. Rainho'nun babası zengindi. Yok be daha zenginleri de vardır...

Çok çabuk dağılan dikkatim. Bilgisayarımı düşündürmeye başlamıştı bana. Yaklaşık yarım saat sonra;

Kızlar biz bir "Siberhane" nin içindeyiz. Hani filmlerdeki, kitaplardaki gibi. Bakın yani tam olarak son sistem teknolojileriyle donatılmış bir hapishane. İçine 1-3 veya 5 kişilik gruplar konulur. Belli ki bize işkence etmek istemiyorlar. Yoksa hepimizi tek tek içeri bırakırlardı. Amacı ise burayı geçebilenleri seçmek. Daha sonra onlara yapılanları kimse bilmiyor. Sadece bir sürü söylenti var. Hayır anlatmamı beklemeyin. Çünkü pek hoş...

R: İyi ya. İşte 2 sevgiliyi yine yanyana koymuşlar.
A: Ne demek istiyorsun sen?
R: Cao ile çıktığınızı biliyorum. Bugün alışveriş merkezinde buluştuğunuzdan beri sizi  izliyorum. Hatta okulda portekizce seni seviyorum dediği sırada kolundan tutup duvara yapıştırdığını da gördüm Amor.
C: Şey aslında..
A: Seni seviyorum mu dedin bana?
C: Rainho'ya...
R:  Hadi oradan kim inanır sana?
A: Ben inanırım çünkü biz sevgili falan değiliz. Kusura bakma Cao ama eziksin. Seninle buluştuğumuzda bile kimse yanımda görmesin diye ne kadar boş yol varsa oralara saptım. Tenha yerlerde yürüdük hatırlasana!
R: Ben bunları rahat konuşmak için yaptığınızı sanmıştım.
C: İkinizde amerikan piçleriyle takılmaktan başka bir şey yapmayan orospularsınız. Konuşmayın asla benimle!
3'ümüzün kaç gün geçireceği bile belli olmayan bu yerde başlangıç için hiç iyi bir hareket olmamıştı bu konuşmalarım. Sadece benimkiler değil aslında, onlar başlattı çirkinleşmeyi!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder