Aslında bir gün gezegenlikten çıkma ihtimali olmayan, Plüton'a yapılan saygısızlığın yapılamayacağı gezegen.
23 Şubat 2013 Cumartesi
Cao'nun Serveti 2
Gözlerimi açmaya çalışıyordum fakat çok ağır geliyordu. Biraz daha uyumaya karar verdim.
Amor ismimi sayıklıyordu. Cao, Cao... O da henüz ayılamamış. Elimle dürtmek istedim ama elim hareket etmiyor! Uğraştım ama sonra farkettim ki iplerle bağlı olduğu için hareket etmiyormuş. Amor! Amor! şşt. Sakin ol. şşt! Ellerini çözebilirim ama sessiz ol dedim. O da ellerinin bağlı olduğunu fark etti. Odanın sol köşesinde yeşil ışıklı bir şey vardı. Bu ağırlık sensörlü bir zemin olabilir. Amor sakın sandalyeni kıpırdatma. Sürüyerek bana yaklaş.
O anki pozisyonumuzu tarif etmek gerekirse. Odanın duvarlarına dayalı 3 tahta sandalye düşünün. Soldan itibaren Rainho, ben ve Amor bağlı şekilde duruyorduk. Sol köşede ise. Yani Rainho'nun önünde ağırlık sensörü duruyordu.
Amor ile iyice yapıştık. Bak cebimde bir çakmak var onu alabilirsen ellerimizi çözeriz dedim.
+Ellerim bağlı nasıl yapacağım bunu?
-Şey.. Ağzınla?
Amor ağzıyla pantolonumun da geziniyordu. Çok yakın durduğundan dolayı bir türlü çakmağın olduğu sağ cebime ulaşamadı. Sandalyesini yavaşça geri çekip tekrar eğildiğinde cebime ulaşabildi ancak.
Çakmağı alıp çıkarırken pantolonumun üzeri salya olmuştu. Baygınlığın etkisinden dolayı kasları tam çalışmıyordu belli ki.
Ağzında çakmak suratıma bakarken bende sandalyemi sürüyerek arkamı ona döndüm. Ellerimi birleştirip avuç içlerimden havuz yaparak elime atmasını söyledim. Sakın düşürme demeyi unutmadım tabiki.
Becerikli kızmış Amor. Tam avucuma bıraktı.
Çakmakla iplikleri yakarak elimi çözdüm. Ellerimle de dizlerimi ve belimi çözdükten sonra ayağa kalkmayı başardım. Sanki bir aceminin ilk sigara içişinde olduğu gibi ufak bir baş dönmesi vardı. Sensör? Sensör çalışmamıştı. Bir alarma bağlı olabilir. Yada bir bombaya. Eğer kimin eseriyse bu. Onun yaratıcılığına kalmış...
Amor'un önce dizlerini. sonra arkasına geçip belini ve ellerini çözdüm. İkimizde Rainho'ya bakıyorduk. Arkasına geçtim ellerini çözecektim fakat çığlık atarsa engelleyemeyeceğim aklıma geldi. Amor şu sensörle ilgilenir misin? Kapatmayı dene mesela!
Amor arkasını döndüğünde Rainho'ya baktım. Üzgünüm bu şansı başka zaman elde edemem dedim ve öptüm. Hemen çekildim. Dizlerini çözdüm. Amor beceremediysen gel. Ben ağzını kapatayım sende sakin olmasını söylersin. Yerimizi aldığımızda başımızla onayladık birbirimizi.
Rainho! Rainho uyan! Rainho! Bizi fazla uğraştırmadan gözlerini açıp kapattı. Amor'u görmüş olmalı ki. Uyandı ağzını tuttuğumu farkedince ellerini kaldırmaya çalıştı ama bağlıydı. Amorla aynı anda bağırma sakin ol ağzını açacağız gibi cümleler kurmaya başladık.
Rainho'nun kalp atışları 2km uzaktaki bir evin balkonundan bile görülebilir bir düzeydeydi. Göğüsleri o kadar hızlı inip çıkıyordu ki... Ama hiç balkon yoktu etrafımızda.
Ellerini çözmek için ağzından elimi çektiğimde onunda tükürüklerinin avucuma dolduğunu fark ettim. Onuda pantolonuma sildim. Artık kuruyum.
Hala ne olduğunu anlamadan. Sessizce buradan çıkıp kendimize gelmeye çalışıyorduk. Önümdeki sürgü kapıyı açmak için elimi uzattım fakat çok zor. Ya bu kapı civadan yapılmıştı. Yada benim kollarım kalem bile tutamayacak güçteydi. 3 ümüzde açmaya uğraştıktan sonra. Kaslarımızın kendine gelmesini beklerken Yere oturduk. Birimizin sessizliği bozup ne oluyor demesi gerekliydi. Rainho başladı.
R: Son hatırladığım şey. Birinin arkandan sana bir bez koklattığı. Sonrasında Cao diye bağırdım fakat. Her yer kızıllaştı. Gözlerim ağırlaştı ve uyudum.
C: Bende aynılarını Amor için hatırlıyorum. Senin sesini duyduğumu bir de.
A: Yürürken bir anda uyuya kaldığımı hatırlıyorum.
Peki neredeyiz biz? Kızlar kendi aralarında konuşurken çifte salyalı pantolonum çoktan kurumuştu. Bende senaryolar düşünüyordum. Belli ki birileri kaçırmıştı bizi. Ama ne için? Fidye falan için mi? Amerika'ya sonradan gelmiş 3 ailenin çocuklarından ne kadar para alabilirlerdi ki? Daha iyi insanlar vardı. Rainho'nun babası zengindi. Yok be daha zenginleri de vardır...
Çok çabuk dağılan dikkatim. Bilgisayarımı düşündürmeye başlamıştı bana. Yaklaşık yarım saat sonra;
Kızlar biz bir "Siberhane" nin içindeyiz. Hani filmlerdeki, kitaplardaki gibi. Bakın yani tam olarak son sistem teknolojileriyle donatılmış bir hapishane. İçine 1-3 veya 5 kişilik gruplar konulur. Belli ki bize işkence etmek istemiyorlar. Yoksa hepimizi tek tek içeri bırakırlardı. Amacı ise burayı geçebilenleri seçmek. Daha sonra onlara yapılanları kimse bilmiyor. Sadece bir sürü söylenti var. Hayır anlatmamı beklemeyin. Çünkü pek hoş...
R: İyi ya. İşte 2 sevgiliyi yine yanyana koymuşlar.
A: Ne demek istiyorsun sen?
R: Cao ile çıktığınızı biliyorum. Bugün alışveriş merkezinde buluştuğunuzdan beri sizi izliyorum. Hatta okulda portekizce seni seviyorum dediği sırada kolundan tutup duvara yapıştırdığını da gördüm Amor.
C: Şey aslında..
A: Seni seviyorum mu dedin bana?
C: Rainho'ya...
R: Hadi oradan kim inanır sana?
A: Ben inanırım çünkü biz sevgili falan değiliz. Kusura bakma Cao ama eziksin. Seninle buluştuğumuzda bile kimse yanımda görmesin diye ne kadar boş yol varsa oralara saptım. Tenha yerlerde yürüdük hatırlasana!
R: Ben bunları rahat konuşmak için yaptığınızı sanmıştım.
C: İkinizde amerikan piçleriyle takılmaktan başka bir şey yapmayan orospularsınız. Konuşmayın asla benimle!
3'ümüzün kaç gün geçireceği bile belli olmayan bu yerde başlangıç için hiç iyi bir hareket olmamıştı bu konuşmalarım. Sadece benimkiler değil aslında, onlar başlattı çirkinleşmeyi!
22 Şubat 2013 Cuma
Cao'nun Serveti 1
Uyandığımda berbat bir rüya görmüştüm. Sırtımda Spider-Man oyununda patlattığım tankerlerden akan su kadar fazla ter vardı. Mevsim ilkbahar olsa bile üşütüyordu beni. Üzerimi değiştirdim. Dişlerimi bir haftadır yaptığım gibi sertçe fırçalamak için banyoya koştum. Böyle fırçalamamın hızlı beyazlamasına etkisi vardı ama diş etlerimi acıtmaktan başka bir şey yapmıyorum sanki.
Cao diye bağırdı annem. Her gün aynı ses tonunda aynı isim, aynı sesleniş tarzı. Sıkıldım. Bende kendi kendime Cao diye bağırdım. Bu onu duyduğum ama sinirlendiğim anlamına geliyordu.
Hızlıca kahvaltımı yaptım ve okul servisine yetişmek için kapıya yöneldim. Ayakkabılarımın bağcıklarını bağlamadan fırladım. Geç kalmak istemiyordum. O kızla tanışacaktım çünkü.
Servis'e girer girmez. Gördüm onu. Rainho'nun yanında oturuyordu. Rainho beni görünce kafasını çevirdi. O ise zaten benim varlığından habersizdi. Bir kaç gereksiz servis muhabbetinden sonra indim. Sınıfa kadar hızlı adımlarla çıktım. Çok çekingen olduğumdan insanların arasında yürümeyi sevmiyordum. Onlarda insandı sonuçta ama. Belkide çok kendini beğenmişliğin bastırılmış halidir bende ki bu duygu.
Sınıfta, Amor arka sırada oturuyordu. Amor da tıpkı ben ve Rainho gibi yabancıydı. Bize değil. Amerika'ya yabancıydı. Lise öğrencisi olmamıza rağmen ülkemizde harcandığımızı düşünüp bir Amerikan rüyasına kapıldık. Rainho ile geldiğimiz yerde de aynı okuldaydık. Amor ile de burada tanıştık. Onu da anlatayım.
Dersten çıktığımda kimsenin beni anlamadığını düşünerek portekizce küfürler ediyordum. Galiba O'nu rahatsız etmiş olacağım ki. Yanımdan geçerken bana portekizce "çok yaratıcısın salak çocuk" dedi. Daha sonra ise diğer derslerimde onunla aynı sınıfta olduğumuzu gördüm. İsmini de sınıfta öğrendim.
Bugün dersler fazla sıkıcıydı. Kalbim için kullandığım ilaçlar çok fazla yan etki yaptığından bu aralar sık kullanmıyordum fakat bugün o kızla tanışacağım için heyecandan ölmek istemezdim. Bu sıkıcılıkta dersten değil ilacın yan etkisinden kaynaklıydı.
2.Dersinde zili çaldığında yanına gidecektim kızın. Toplumdan bu kadar sıyrık olmama rağmen nasıl yapacaktım bilmiyorum.
Bütün evren benden yanaymış gibi engelledi tabiki. Kapıdan çıktığım sırada biraz ileride Rainho'yu gördüm. Portekizce "seni seviyorum" diye mırıldandım fakat biri koluma yapışıp beni duvara çekmişti. Hayır bu kendini kabadayı zanneden aptal Amerikan'lardan değil, Amor'du. Çıkışta seninle konuşmamız gerekli. Okulun yanındaki... Hmm yok sen kahve seviyordun değil mi? Alışveriş merkezinin içindeki Starbucks'ta buluşalım. Sonrasını yürüyerek hallederiz. Kafamı evet anlamında sallayabildim sadece. Çünkü Amor ile Amerika'da tanışmıştım ve o serseri Amerikan çocuklarıyla çok fazla takılırdı. Belki beni birine dövdürebilirdi ama ne saçma düşünüyorum. Kahve ısmarlamak istedi sonuçta bana. Günde sadece 2-4 saat uyuduğumu bildiğinden dolayı kahveye sıcak baktığımıda biliyordu. Çıkışta Starbucks a kadar yürümek zorunda kaldım.
Amor çoktan oradaydı. Elinde 2 kahve tutuyordu. Beni görünce uzattı birini bana. Dark Mocha dedi. Ben henüz ağzımı açmadan vanilya kreması eklettiğini bile söyledi. Eğer bana ne söyleyecekse çoktan beni satın aldı bu güzel kız.
Bak Cao, sevgilimi biliyorsun.
Ne olmuş ona?
Beni aldatıyor mu bilmek istiyorum. Telefonunun tüm içeriğini ve bütün sosyal medya hesaplarının şifresini almanı istiyorum. Eğer aldatıyorsa o orospuyuda rezil edeceğim. Bunu yapabilirsin değil mi?
Son cümleyi söylerken. Sanki o kahve parasını boşa çıkartma gibi bir ifade takındı yüzüne.
Elbette fakat benim bir misyonum var. Bu tip şeyler kişisel çıkarlarda kullanamam.
Misyon mu? O uğraştığın saçma şeyler için bir de misyon mu edindin yaa.
"Seni seviyorum kanka" diyerek omzuma vurdu. Yanımdan ayrılıp, göz kırpıp ilerledi. Durup arkasından bakarken sadece ufak bir çığlık duydum koca şehrin kalabalığında. Hemen peşinden koştum.
Bu koku.. Eski bir şey... gökyüzü kızıllaştı. Boğazımda bir plastik tadı ve Amor'a ait olmayan çok tanıdık bir ses...
Biscolata Erkekleri ve Uçan Kaplumbağalar
Kaplumbağa kelimesi aslında kap-lumba-a olarak ayrılır ve eskiden hiç var olmamış bir dilde uçmak anlamına gelmektedir. Aslında kaplumbağalar uçabilirler. Sadece Mehter Marrşı dinlemeleri gerekmektedir. Merter Marşı özel frekanslarla yazılmıştır.
Evrimden önceki kaplumbağalar Mehter Marşı ile birlikte uçuyorlardı. Fakat bir gün beyin ameliyatını yanlış geçirmiş bir kaplumbağa, epilepsi hastalığına yakalandı. Bu kaplumbağa deli,manyak gibi denizleri yüzerek geçip " Biscolata Erkekleri Adası" na ulaştı. Buraya yumurtalarını bırakıp kaslı erkeklerle birlikte "uuu beybi" diyerek takıldı.
Diğer kaplumbağalar Biscolata Adası'nın varlığından haberdar oldular. Fakat hepsi uçarken 300 spartalının oklarına çarpıp öldüler. Hepsi oka kafa atan bir kahramandı.
Yeni doğan kaplumbağalar Epilepsili oldu. Mehter Marşı ile uçamaz oldular. Biscolata erkekleri onları köle yaptılar. Sırt ağrısından yavaş yürümeye başladılar.
Arkadaşlar bu işe bir dur diyelim ve hayvan tecavüzlerini engelleyip onları antidepresana başlatalım!
Özet: KASLI VE MAVİ GÖZLÜ BİSCOLATA ERKEKLERİNE HAYIR!
16 Şubat 2013 Cumartesi
Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı? Sevmek için güzele mi bakmalı? Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı? Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır? Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı? Hırsızlık; para, malmı çalmaktır? Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı? Solması için gülü dalından mı koparmalı? Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı? Öldürmek için silah, hançer mı olmalı? Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı? |
15 Şubat 2013 Cuma
Hain
Soğuk bir Kış sabahı terörist derin uykudaydı. Uzayan sakalları rahatsız ediyordu. Uykusunu değil, örgütü rahatsız ediyordu. Örgüt gerillalar için keskin ve katı kurallar koyuyordu…
Kafasını kaldırdı. İç cebinde taşıdığı kaçak votkadan bir yudum aldı ve içinin ısınmasını bekledi. ..
Düşünüyordu, İsa bile davası için bu kadar zulüm çekmemiştir bence diyordu. Belki de İsa’nın kuklası oydu. İsa yapamadıklarını onunla yapıyordu. Bu derin düşünceleri için vakti yoktu. Operasyonun başlamasına fazla vakit kalmamıştı. Kudüs’e nükleer bombalar atarak “gökyüzünden gelen ateş” i yalnız ve salt bırakıp kafir insanlardan kurtaracaktı. Bu aslında kendine söylenen yani dayatılandı. Hasan-el İvan -örgütün başkanı- onlara böyle söylemişti. Aslında dünya çapında bir karışıklık çıkarmak isteyen bir Müslümandı bu adam. Zaten ne yapmıştı ki bunlar? Her zaman şanslıydılar. İyi toprakları ve zenginlikleri tanrı onlara vermişti ama hiçbir zaman kullanamamışlardı. Belki tanrı en son Müslümanlığı göndermişti? Belki de doğru olan oydu?
John Adam! Sesiyle yerinden fırladı.
Karşıdan gelen kaçak sigara içen Hasan-el ivandı.
-John Adam, Amerikalılar geldi hammaddeyi al ve artık bitir şu işi!
John’da bir Amerikalıydı. Çok duygusal olması ve derin derin düşünmesi belkide onun önceki yaşamından kaynaklanıyordu…
14 Şubat 2013 Perşembe
14 Şubat 2013 Dünya Perşembe Günü
Okurken dinlenecek şarkı: http://youtu.be/gMY3Ou9L5xE veya http://youtu.be/OgwELci-Op4
14 Şubat hakkında bir çok efsane anlatılır. Bunların en çok tutulanı ve en çok beğenileni St. Valentine'nin ki dir.
Bu çılgın adam 3. yüzyılda aşk ve sevgiden anlamayan, asil, muhteşem, yüce, harika, manitasızların baştacı, imparator II. Claudius'a karşı dinsel vaazlar vererek imparatorun hatalı olduğunu söylüyordu.
Bunların tek sebebi ise II. Claudius'un çok baba bir adam olup, olan var olmayan var diyerek evlenmeyi yasaklamasından kaynaklanıyor. Valentine manyağı yakalanır ve olması gereken yere yani zindana atılr. Bütün bunlara rağmen hala yerinde duramayan bu manyak gardiyanın kardeşine asılmaya başlar. %100 saf godoş olan gardiyan ise kardeşini Valentine'in yanına getirir. Çünkü kız kardeşi Julia kördür ve evde kalmıştır.
Valentine, Julia'ya Allah diyen aslan ve Allah diyen kargayı gösterir.
Julia her sabah bu iki hayvanı görebilmek için dua eder. Daha sonra beraber dua etmeye başlarlar. Valentine bu sırada Julia'nın burnuna kokain atar. Her taraf altın ışıkla dolar. Her yeri görmeye başlar.
Ertesi gün Valentine'in ölüm emri gelir ve Julia'ya son bir mektup yazar. "Parayı hep peşin ver. Malları osman abiden alıyorum."
Julia mezarın başına Hint Keneviri diker...
Not: yazının başında şarkıları umarım açmamışınızdır. Sonra dinleyin hikayeyle uyumsuz onlar.
Not2: Orjinalini okumak için
13 Şubat 2013 Çarşamba
Kelebeğe Dönüşmeyen Koza Ne Oluyor? Final
Fiend ile yaptıkları uzun muhabbet sonunda Fiend Perro'ya kendisiyle gelmesini, Kraliçe'nin yanında zaten yeterince durduğunu söyledi. Perro yapamam dedi. Nasıl yani Perro? Neyi yapamazsın? dedi Fiend. Bu sırada saray dışından bağırışma sesleri duydular. Dışarı çıktılar.
Gelen Diosa'ydı. İleriden Dolor'da geliyordu. Diosa Perro'yu gördü fakat dikkat etmedi. Çünkü Perro ölüydü ve Fiend kendisini şikayet edicekti. Fiend olduğu yerde dururken Diosa geldi ve ona bir tokat attı. Fiend zaten sağlam olmayan bedeniyle birlikte yere düştü. Perro Diosa'ya acır gibi baktı. Hemen Fiend'in elinden tutup kaldırdı. Diosa ile Dolor donmuş gibi Perro'ya bakıyorlardı. Perro diyebildi Diosa sadece. Yüzü hala hortlak görmüş gibiydi. Perro hemen sarıldı Diosa'ya. Diosa dostum! Dolor babasının üstünü sirkelerken Diosa ile Perro ayrılmışlardı. Dolor ile de sarıldı Perro amcası.
Her yer beyazladı Perro için bir anda. Şehrin ortasındaydı. Mavi giyimli ve silahlı bir adam ona doğru koşuyordu. Perro da koşmaya başlayınca mavi giyimli adam ateş etti. Perro ayağındaki acıya daha fazla dayanamazdı ama koştu. Kendini eski zemin kat evinin camından içeri girereken buldu. Ayağına isabet etmişti kurşun.
Kahvaltılarını bitirdikten sonra Kraliçe ve komşu kral sohbet ederek toplantı odasına çıktılar. Kral yüz vermedikçe Kraliçe sanki boşluktaymış gibi devamlı konuşmaya çalışıyordu. Toplantı odasına çıktıklarında artık sohbet ciddileşmiş ve yerini ülkeler arası ilişkilere bırakmıştı.
Diosa, Fiend'in koluna girmişti. Fiend sendeliyordu fakat gerek yok Diosa dedi. Diosa sanki onu hiç duymamış gibi cevap verdi. Özür dilerim Fiend Çok özür Dilerim. Seni yanlış anlamışım. Çok özür dilerim. Bu cümle bittiğinde gözünde 2 damla yaş vardı artık.
Biraz daha yürüdükten sonra Dolor'un arabasının önüne geldiler. Dolor direksiyona Fiend ve Diosa ise arkaya geçtiler. Yol boyu Diosa ağladı. Fiend kendini ölü gibi hissediyordu. Diosa'nın ağlaması yüzündendi bu...
Fiend'i eve bıraktılar. Dolor, anne yanıma gel dedi. Diosa'da ön koltuğa geçtikten sonra Dolor daha fazla dayanamadı ve annesinin tepkisinden çekinmeden söyledi;
+Tıpkı babam gibi kokuyorsun anne.
-Uhm.. Evet...
+Çok güzel biliyor musun?
-Tamam diosa yereli bu kadar. Ben evliyim ve bugün olanları asla ona söylemeyeceksin!
+Peki ama...
Evlerinin önüne geldiklerinde Diosa eşine sarıldı. Fazla konuşmadan yukarı çıktılar. Dolor babasının yanına gidecekti. Onlara el sallayıp geriye döndü.
Fiend'e kahve yaptı ve beraber sigara içtiler. Dolor aslında sadece eşlik ediyordu. Fiend bu durumu bilsede bozmuyor ve durumdan faydalanıyordu.
Sonra beraber gülüştüler. Babasıyla çok güzel ve eğlenceli bir akşam geçirmişti Dolor.
Sabaha kadar kral ile konuşmuş ve içmiş olan Kraliçe artık uyku zamanının geldiğini fark etti. Krala gülücükler saçan kraliçe kapısında Perro'nun olmadığını farketmedi bile. Hızlıca soyunup 305 ile bakışmadan çıplak olarak yatağı girdi.
"Ayağımı biraz daha sarmam gerekli. Bunun için beyaz giysimden bir parça daha yırtıyorum."
Orospu! Orospu! Yeter mi? Yeter mi orospu?
Diosa şişmiş gözlerini hafif araladığında hala kocasından dayak yiyordu.
Kimdi o adam? Söylesene orospu Diosa!
Kaltak kızın ile beraber mi düşüyorsunuz elalemin kollarına. Konuşsana lan! Diosa tekrar bayıldı. Eşi ise Diosa'nın elbiselerini çıkartıp tekrar kokladı. Başka bir adam kokuyor. Başka bir adam, başka bir adam diye aynı cümleyi tekrar ederek sinir krizine girdi. Diosa bir süre sonra tekrar ayılmıştı. Belkide soğuğun tenine yaptığı etki onu tekrar ayıltmıştı. Şuan tek dileği ölmekti Diosa'nın. Sadece ölmek... Çünkü dün Dolor onu bıraktığından beri dayak yiyordu o adamdan. Dolor'a attığı yardım mesajına cevap gelmemişti. Böyle bitirmek varmış diye düşündü Diosa. Perro'yu da gördü hem...
Fiend uyandı, sabah sigarasını yakmak için. Dolor uyuyordu henüz. Balkona çıktı sigarasını yaktı ve gökyüzüne doğru dumanı üflerken bulutları gördü.... Sigarayı attı ve Dolor'u uyandırmadan arabasının anahtarını alıp çıktı evden. Araba sürmeyi çoktan unutmuştu fakat gökyüzüne bir kere daha baktığında sürmeye başladı artık arabayı.
Bütün elbiselerini yaktım Diosa. Seni kurtaracağım bu kirlilikten artık başkası gibi kokmayacaksın dedi. Elbileleri yaktığı banyoya Diosa'yı soktu.
"Ahh! Ayağım... Beni sen yenemeyeceksin hayat!"
Diosayı yanan elbiselerin üstüne iterken Diosa hiç karşılık veremedi çünkü zaten çok yorulmuştu. Sonunda ölüyorum dedi içinden.
Evin kapısı kırıldı ve Fiend hiç koşmadığı gibi içeri koştu.
İğrenç Adama bir yumruk attı. Daha o yere düşmeden Diosa'yı kucağına aldı. Uçları yanmış saçlarını toparladı ve söndürdü. O herif çoktan yere düşmüş ve kafasını çarpmıştı. Fiend, Diosa kucağındayken alevler içindeki banyonun kapısını kapattı ve koşmaya başladı.
"Bugün ilk defa uykum geliyor. Her şey bitmeden ölmek istemiyorum. Ölmeden önce 3 saat uyusam ne iyi olur halbuki..."
Kraliçe uyandı. Hemen duşuna girdi ve küçük poposuyla beraber yıkandı. 305'in önüne geldi ve kurulanırken kendini seyrediyordu. 305 daha da kararmıştı. Yine giyindi ve yatağının üzerinde oturup kafasını dinlendirmeye çalışıyordu.
"Ellerim bembeyaz titriyorum. Galiba ben bitirmeden, hayat beni bitirecek! Keşke birazcık uyusaydım..."
Diosa'nın yaraları sarılmıştı. Dolor etrafında dönüyor ve devamlı soru soruyordu. Fien ona sakin olmasını. Diosa'nın çok iyi olacağını söyledi. Diosa gülümsemeye çalıştı fakat çok yorgun olduğu için tekrar uyuya kaldı.
Kral ellerinde çiçekler ve üzerindeki görkemli elbisesiyle içeri girdi. Merhaba Kraliçe'm! dedi.
Merhaba diyerek krala selam verdi kraliçe. Çiçekleri Kraliçe'ye verdikten sonra konuşmaya başladı kral...
"Fazla zamanım kalmadı. Kanım bütün zemini dolduruyor. Keşke sol bileğimi kesmeseydim..."
Benimle evlenir misin Kraliçe'm? Kraliçe bunu bekliyor gibi boynuna sarıldı...
Perro! Perro! Evde misin? Perro hastaneden kaçtığını duydum eğer buradaysan bana görünebilirsin ben Fiend. En iyi dostun... Ne diye bağırıyorum ki. Camını kırıp gireyim dedi içinden Fiend.
Cam zaten kırıktı içeriye girdiğinde eski sarı bir masa üzerinde bir defter ve kalem vardı. Sandalye masanın önünde değil odanın ortasında devrilmişti. Tava baktığında ise ağlamaya başladı. Perro boynundan bir ip ile asılıydı.
Hemen onu ordan indirdi ve sarıldı. Perro! diye ağlamaya başladı. Perro'nun sıkıca kapattığı eli gevşemişti ve kağıdı düşürdü. Fiend kağıt kana daha fazla bulanmadan aldı ve okumaya başladı.
"Fiend,
Beni senden başka kimse gelip bulmaz biliyorum...
Bu notuda bu yüzden sana yazıyorum. Umarım bulduğunda kağıt elimden düşmüş olmaz. Çünkü yerler hep kan. Defterde seni, Diosa'yı, Kraliçe'yi anlattım. Yetimhanede beraber büyüdük. Hastaneye yatırdıklarında hayal edip kendimi mutlu edebileceğim bir annem ve babam yok benim. Bende sizi anlattım.
Yeni doğacak bebeğine Dolor ismini verirsin belki..."
Fiend Defteri alıp okumaya başladı.
"Kraliçe bugün yeniden doğmuş gibi uyandı. Her zamanki ateşi içinde yoktu. Sanki bugün birine iyilik yapmak onu bir gün daha yaşatmak istiyordu. Kahvaltısını istedi yatağına. Hepsini yedi çok acıkmıştı karnı.Yatağından kalktı.O kadar narsistti ki odası bir sürü aynayla doluydu, her çeşit hemde. En sevdiği aynasının yanına gitti Ona bir isimde vermişti ama biz şimdilik ona 305 diyelim. "
Bitirdiğinde Perro'nun kalemini aldı ve defterin sonuna ekledi;
"Kraliçe sarıldığı anda 305 patladı. Odanın her yeri 305 ile doldu. Kraliçe buna aldırmadan öpüşmeye başladı."
305... Evet... Perro'nun hastane odasının numarası... Perro artık özgürsün!
12 Şubat 2013 Salı
Kelebeğe Dönüşmeyen Koza Ne Oluyor? 11
Dün akşam Dolor, Diosa ve eşi güzel bir doğum günü partisi yapmışlardı. Diosa çok mutluydu hatta bir süre sonra Fiend aklına bile gelmez olmuştu. Belkide eşinin aldığı saf elmas yüzük kendini çok etkilemişti. Dolor akşam eve dönmemiş, annesi ile birlikte kalmışlardı.
Fiend Sabah uyandığında içinde bir burukluk vardı. Perro ile oturup konuşmaya ihtiyacı olan dün gece de. Perro ölü diye düşünüyordu. Keşke 6 yıl önce gördüğü hayal gibi tekrar gelseydi. Tekrar konuşmaya ihtiyacı vardı. Kahvaltısını yapmadan önce alışkanlıklarına ters olucak şekilde bir sigara yaktı. Perro hep böyle yapardı. Yemekten önce içerdi sigarasını. Sigarasını bitirdiğinde açlık hissi azalmıştı. Yine de bir şeyler yemeye çalıştı.
Perro kraliçenin koridorunda bekliyordu. Kraliçe yeniden uyanacak, Perro'ya günaydın diyecekti. Yani o böyle bekliyordu. Kraliçe dün akşam dost ülkelerin kralıyla görüşmüştü. Ülkeler arası ilişkilerin sağlamlığı için 3 yılda bir yapılırdı bu görüşmeler. En son görüşmeyi de Cabron yapmıştı.
Kraliçe uyandı. İçinde eski günlerinden kalan bir his vardı. Tam neydi bilmiyordu ama Cabron yüzündendir diye düşündü. Yatağından kalktı. Vücudunun ikinci örtüsü olan ince geceliğini çıkartmaya başladı. Gözü 305 e takıldı. Sönük duruyordu bugün sanki. Bir ayna nasıl durum değiştirebilir ki diye düşündü. 305 in karşına geçti. Bugün yüzü harika görünüyordu. Dün sabah ki gibi akmış makyajı yoktu. 305'in karşısında dönüp vücuduna bakıyordu. Yan döndüğü sırada kafasına dert olan poposunun çok küçüldüğünü gördü. Yüzü artık istemsiz olarak gülümsüyordu. Poposu küçülmüştü. Bu bir kadın için harika bir şey olmalı... Bugün bir kraliçe gibi giyinmek zorundaydı. Geniş etekli. Pembe ve beyaz karışık, küçük elmas taşlarla süslenmiş elbisesini giydi. Üst kısmı çok dardı. Bu sayede vücut hatları daha rahat belli oluyordu. Sırtında ki fermuarı çekmesi gerekliydi. Eliyle uğraşmasına rağmen bir türlü kapatamadı. Hemen kapıya yöneldi. Perro diye seslendi. Perro geldi. İçeri girmesini söyledi. 305'in karşısına geçti Kraliçe. Perro sırtımı kapatabilir misin? Perro anlamamış gibi bir iki saniye duraksadı. Kraliçe'nin arkasına geçti. Fermuarı tek el hamlesiyle kapattı. Ardından aynaya baktı. Kraliçe ile göz göze geldiler. Kraliçe gözlerini çevirip ayağa kalktı. Perro'ya döndü. Teşekkürler ederim Perro dedi. Perro'nun artık çıkması gerekliydi. Bunu anlayarak kapıdan çıktı. Artık Perro'nun da yüzü gülüyordu.
Fiend anahtarının yanında olup olmadığını son kez kontrol edip cebinde olduğundan emin olduktan sonra kapıyı kapattı. Yemekte aklına gelen düşünceyi hiç sorgulamadan uygulayacaktı. Direk saraya gidiyordu. Perro'yu öldürdüğü için Kraliçe'ye çok büyük kin besliyordu. Ama ne yapabilirdi ki? Ne diyecekti ona? Bu sırada Dolor aradı.
+Alo, baba
-Ne oldu Dolor? Bir sorun mu var?
+Hayır baba yok bir sorun. Ne yapıyorsun diye aramıştım.
-Saraya gidiyorum Kraliçe ile konuşucam.
+Ne saraya mı? Baba sakın yapma lütfen.
-Dolor? alo? Dolor?
Telefonunun şarjı bitmişti Fiend'in. Neden böyle söyledi ki Dolor? Acaba Perro amcasını sevmiyor mu? diye düşündü. Belkide bunun bir çare olmadığını düşündüğü için böyle yapmıştı.
Dolor annesinin yanına gitmişti bile bağırarak. Ne oldu Dolor? Ne bu sakin olur musun? Babam.. Babam saraya gidiyormuş. Dün gece eve gitmeliydim. 2 gündür babamla olmam gerekiyordu. Seni Kraliçe'ye şikayet edicek. Piç kurusu diye bağırdı Diosa. Eşi gelip sakin olmasını söylesede olamadı bir türlü.
Fiend Saraya vardı. Kapıdaki gardiyanlar ne olduğunu sorduğunda biriyle görüşmek istiyorum dedi. Kiminle görüşeceksin? Perro ile. Fiend bunu neden söylemişti. Kraliçe ile görüşecekti. Kapıdaki gardiyan, Fiend daha cümlesini düzeltmeden içeri girdi. Birine bir şeyler söyledi yerine döndü. Burada bekle dedi Fiend'e. Gardiyan Fiend'in tipine baktığında serseri den başka bir şey göremediği için onu içeri alıp bekletmeyi uygun görmedi.
Perro seni görmek isteyen biri var. Perro cevap vermeden yöneldi. Hayır Kraliçe değil. Bir arkadaşın. Sarayın dışında bekletiyoruz onu. Perro duraksadı. Fiend? Fiend mi gelmişti? Koşmaya başladı. Fiend dışarıda başka bir gardiyanın gelip Perro diye biri olmadığını söylemesini bekliyordu. Perro koştu kapıdaki gardiyana çarparak dışarı çıktı. Fiend'ti gelen. Kendi kendine gördüğünün hayal olmadığına emin olduktan sonra direk sarıldı. Yaklaşık bir dakikalık bir sarılmanın ardından kolundan tutup saraya girdirdi. İkiside birbirine bakıp gülümsüyordu.
Kraliçe yemek salonunda kralı bekliyordu. Kral kapıdan girdiğinde ayağa kalkıp saygı gösterme ifadesinde bulunmadı çünkü bunu sadece krallar yapardı. Kraliçelerin böyle bir hareketi yoktu. Onlar devamlı saygı görmek zorundaydılar. Kral günaydın dedi. Sandalyesini çekti ve oturdu. Normalde Kraliçe'yi kaldırıp oturtması gerekiyordu. Kraliçe neden böyle yaptığını merak etti sonra O'da kalktı sandalyesini çekip oturdu. Sizi anlıyorum Kraliçe'm. Cabron'un ölümüne ne kadar üzüldüğünüzü anlıyorum. Biliyorsunuz eşim Perra'da geçen sene... Biliyorum. Fakat Bunun üzerinde konuşmak yerine kahvaltı yapmamız daha doğru olucaktır değil mi? dedi kraliçe.
11 Şubat 2013 Pazartesi
Kelebeğe Dönüşmeyen Koza Ne Oluyor? 10
"Mutlu yıllar Diosa!" Bu mesajın kimden geldiği belliydi. Önceleri sosyal ağlardan atılan doğum günü mesajları kadar basit diye düşündü Diosa. Egosunu tatmin edemeden mesajı sildi. Çünkü yeni eşinin bu mesajı görmesi hiç hoş olmazdı. "Fiend acaba gerçekten beni unuttu mu?" diye mırıldandı üstüne...
Kraliçe gözlerini açtığında yatağında tek başına yatıyordu. Gözleri ağrıyordu. Yatağından kalktı. 305'in önüne geldi. Biraz yaklaştığında bütün makyajının akmış oldunu gördü. Çünkü gece çok ağlamıştı.
Perro nerede? Bir anda aklında dün gece canlandı. Perro ile sevişmiş hatta yanında yatıyor olması gerekliydi. Hemen yüzünü yıkadı odasındaki minik lavabosunda.
Saçlarını basitçe ve bir Kraliçe'ye yakışmayacak şekilde düzenledikten sonra hızlıca kapıya çıktı. Kafası aşağıda, ayakta ama iki büklüm duran Perro'yu gördü. Perro onu fark etmedi. Dün gece başı omzundayken yaptığı gibi onu hareketlendirmesi gerekliydi.
Günaydın aşş... Perro! Aman Allah'ım bunu nasıl yapmıştı. Dün gece neler yaptıklarını bile hatırlamadığı gereksiz dostuna aşkım diyecekti. Perro kafasını kaldırdı. Günaydın Kraliçe'm uyandınız mı? Perro buraya gelir misin? Tabi Kraliçe'm. Kraliçe odaya geçer. Perro ardından odaya girer ve kapıyı kapatır. Kraliçe konuşacakken Perro hızlıca başlar;
Kraliçe'm dün sabaha kadar ağladınız ve Kral Cabron'un ölümünden dolayı çektiğiniz acıyı anlattınız ve devamlı ağladınız. Daha sonra.... Perro biz hiç o işi yaptık mı? diye sordu Kraliçe. Bunu söylerken sesi titriyordu. Üzgünüm Kraliçe'm size sözümü tutamadım. Kraliçe şaşkın şaşkın bakarken Perro devam etti. Dün gece öpüştükten sonra sizi engelledim ve biraz konuşmak istediğimi ama önce sizin anlatmanızı istedim. Sizin konuştuktan sonra sıra bana geleceği zaman benim dudaklarımın konuşacağımı söylediniz. Hayır Kraliçe'm size böyle yaklaşmak istemedim. Sadece ağlayarak uyudunuz. Kralımız Cabron'un 2 yıl önce, ölmesine bende çok üzgünüm.
Kapı çaldı, gelen Dolor'du. Ellerinde kocaman bir çiçek ve pasta tutuyordu. Diosa, ellerindekileri aldı bir kenara bıraktı ve Dolaor'a kocaman sarıldı. Aslında arkasında Fiend'in durup durmadığını merak ediyordu.
Diosa, Diosa! 5 yıldır gökyüzüne bakmayan Fiend Diosa ile konuşmaya başlamıştı;
Seninle olursam bir gün Diosa
O gün mutluluktan içeceğim.
Sensiz kaldığım gibi Diosa
Seni bulamadığım için içeceğim.
Doğum Günün kutlu olsun Gökyüzüm Diosa!
8 Şubat 2013 Cuma
Kelebeğe Dönüşmeyen Koza Ne Oluyor? 9
Kapıdan giren Perro'ydu. Kafası dik, gözleri yataktan kendisine bakan bir çift göze odaklanmış şekildeydi. Bir sorun mu var Kraliçe'm? Kraliçe bu soruya cevap vermedi. Kapıyı kapatıp çıkması için bağırmadı bile. Kafasını gömüp tekrar ağlamaya başladı. Perro çok kötü bir şey hissediyor olmalı diye düşündü. Nasıl bir histi acaba? Perro odanın içine bir iki adım attı. Kapının koluna kadar geldi. Ayak sesleri koridorda yankılandı fakat odanın içinde dikkat bile çekmedi çünkü Kraliçe ağlıyordu. Eğer kapıyı biraz daha açık tutarsa Kraliçe'nin ağlamasını duyan diğer muhafızlar gelicekti.
Kapıyı yavaşça kapattı. Kraliçe kafasını tekrar kaldırdı. Perro odaya baktı. Her taraf ayna doluydu. Ama yatağın başında duran ayna çok dikkat çekiciydi. 305 ile böyle tanışmış oldu. Kraliçe yüzünü silmeden ayağa kalktı Perro'ya doğru yürüdü. Odanın içinde topuklu ayakkabı sesi dışında başka bir şey duyulmuyordu. Perro'ya sokuldu. Göğüsleri ile Perro'nun gövdesi birbirine değicekti neredeyse. Bu sokulmak sayılmaz belki ama o bir Kraliçe. Gerçi hapishaneden çıkarttığı günde Perro'ya yaklaşmıştı ama bu kadar değil.
Kraliçe diyecek bir şey bulmak istiyor gibiydi. Perro elini kaldırdı. Gözlerini Kraliçeden ayırmadan elini Kraliçenin yüzündeki yaşları silmek için kullandı. Bir tanesini engelleyememişti. O damla önce dudağının üzerine oradan da ağzına aktı. Kraliçe o damlayı yutkundu. Kimsenin farkedemeyeceği küçük bir ayrıntı olsada tuzlu su Kraliçe'nin dudaklarının üzerindeki rujda iz bırakmıştı. Elini indirdi Perro. Fakat diğer eline paralel olacak şekilde gövdesinin yanına değil. Kraliçe'nin beline. Kraliçe karşılık vermiyordu çünkü kadınlık dürtüleri uyanmıştı. Kendine doğru çekti Kraliçe'yi. Son kez göz göze geldiler ardından Kraliçe başını Perro'nun omzuna bıraktı. Kraliçe robot gibi hareket ediyordu, hormonlar yüzündendi bu. Bir kaç saniye o pozisyonda bekledikten sonra Perro'yu biraz cesaretlendirmek isteyen Kraliçe Perro'nun omzuna bir öpücük bıraktı. Perro bunu hiç beklemiyordu. Kafasında ki ön yargılar yüzünden çok şaşırmıştı. Kraliçe'nin belinden tutarak onu yatağa götürdü. 305 ise bütün olanları seyrediyordu. Yatağa beraberce oturdular. Kraliçe kafasını hiç oynatmadı. Perro gövdesiyle O'nun göğüslerine baskı uygulayarak yatağa yatırdı. daha sonra eğildi ve bacaklarını kaldırdı. Ayakkabılarını çıkarttı. Çok düzgün ayakları vardı Kraliçe'nin ayaklarını da yatağa bıraktıktan sonra döndü ve "Biraz uyuyun Kraliçe'm bu size iyi gelir." dedi. Ayağa kalktı ve kapıya doğru gitti. Kapı koluna elini attığı sırada "Perro!" diye seslendi Kraliçe. Perro döndü baktı. Bir şey söylemek istiyorum yanıma gelir misin? dedi. Perro tekrar yatağa doğru gitti. Daha yakına dedi Kraliçe. Daha da yakına . Nefesini hissedicek kadar kendine yaklaştırdığı zaman önce ellerini boynuna sararak kaçmasını engelledi. Daha sonra belkide pişman olacağı bir şey yaparak öpmeye başladı Perro'yu...
4 Şubat 2013 Pazartesi
Kelebeğe Dönüşmeyen Koza Ne Oluyor? 8
O gece savaş meydanında askerler aslanlar gibi savaştılar. Cabron'un komutanlığında yürütülen savaş harika geçmişti. Savaş kazanıldı. Askerlerden bir kısmı ölmüştü. Fakat yaşayan kısmı ödüllendirilerek rütbelenmiş ve maaş artışı sağlanmıştı.
6 yıl sonra..
Fiend artık Diosa'yı önemsemiyor. Artık balkona çıkıp gökyüzüne bakmıyor. Diosa'yı istemiyordu. Çünkü Diosa başka bir adamla evlenmişti. Bu Dolor'u rahatsız etmediği gibi Fiend'te Diosa'nın mutluluğu için katlanıyordu. Dolor babasıyla daha fazla vakit geçiriyordu. Alışmışlardı birbirlerine. Fiend'in kafasını karıştıran sorunda buydu. Dolor'un evlenme yaşı gelmişti. Yakında evlenicekti büyük ihtimalle. Keşke Dolor eskisi gibi gotik olarak takılsa diye düşünüyordu bazen. Çünkü gotik bir kadınla kimse evlenmek istemez.. Ama Dolor'u engelleyemem diyerek karışmıyor onunla olan günlerini, mutlulukla değerlendiriyordu.
Perro 6 yıldır Kraliçe'nin odasının koridorundaydı. 2 yıldır çok sık konuşuyorlardı. Artık Perro yüzünü kaldırıp Kraliçe'ye bakabiliyordu. Kraliçe her gün sabah Perro'ya günaydın diyordu. Hatta geçen ay bir kere,Perro'nun izin gününe gelen bir günde, saray bahçesinde oturup sohbet etmişlerdi.
Kraliçe yemekten yalnız kalktı. Uşaklara her zamanki kibarlığıyla teşekkür etti. Odasına çıkmaya başladı. Koridorda Perro'yu görüp hafif bir hareketle başını salladı gereksiz dostuna. Perro'da iyi akşamlar Kraliçe'm dedi.
Kraliçe odasına girdi. Işığı kapattı. Sanki her yer Cabron kokuyordu. Telefonunu aldı eline. Bir fotoğrafını açtı Cabron'un. Görüntüyü sabitledi ve bakmaya başladı. Sanki aklını yitirmiş gibi Cabron ile konuşmaya başladı. Seni seviyorum biliyorsun değil mi... Keşke burada olsan. Bana aşkım desen... Cabron? Neden terkettin beni.. Neden öldün Cabron? Sol gözünden bir damla yaş aktı.Göz oyuğunu doldurduktan sonra burnunun yanından geçti daha sonra yüz hatlarıyla şekil bularak kırmızı dudaklarına geldi. Damlamak ile Kraliçe'nin ağzına girmekte kararsız olan damlayı derin bir nefes ile fırlattı kraliçe. Özlüyorum seni diye bağırarak telefonu fırlattı. Yastığına sarılıp ağlamaya başladı. Çok içten ve çok hüzünlü bir kadın ağlaması. Üstelik bu şımarık ve çirkin bir kızın değil. Kraliçe'nin ağlamasıydı.. Kapı açıldı. Sadece pencereden aydınlanan oda, kapıdan gelen ışığın aynalara ve 305 e yansımasıyla gözle seçilebilir hale geldi..
1 Şubat 2013 Cuma
Kelebeğe Dönüşmeyen Koza Ne Oluyor? 7
Diosa! diye bağırdı Fiend. Diosa kafasıyla Dolor'u işaret etti. Diosa konuş benimle lütfen. Seni pislik herif bugün kızını sana getiriyorsam ve yüzünü ayda 2 kere görmek zorunda kalıyorsam bil ki, bu o iyilik perisi koca popolu Kraliçe yüzündendir. Dolor'u 2 gün sonra gelip alıcam.
Dur Diosa! Diosa döndü ve baktı. Perro burada diyebildi Fiend. Diosa bir an duraksadı. Perro'yu görmeyeli çok uzun zaman olmuştu. Gitmekte olan ayaklarını durdurdu. Geri bir kaç adım atıp. Kafasını sallayarak Fiend'e anlat dinliyorum işareti yaptı.
Perro evet burada dün geldi. Kraliçeden kaçmış. Beraber şarap içtik hatta... Bekle çağırayım kendisini.
Perro! Perro! Peeiirro! Diosa geldi! ...................
Uyuyuyor olmalı. Dolor sen oturma odasına geç ben Perro'yu uyandırayım.(Fiend bütün odaları arar Perro'yu bulamaz fakat hint keneviri yapraklarının etrafa saçılmış olduğunu dökülmüş olduğunu görür.)
Diosa! Bana deli diyeceksin inanmayacaksın ama Perro buradaydı. Dün geldi, sabah biraz ot alıp gitmiş olmalı. bak inanmıyorsan. Fiend o an yaptığı gafı farketti. Diosaya ot içtiğini istemeden söylemişti. Belki inanacak olan Diosa artık tamamen onun hayal gördüğünü düşünüyordu.
Kes sesini Fiend! Perro öldü. Perro öldü(Ağlayarak) Kraliçe öldürdü onu. Bir daha onu kullanma seni piç kurusu! Diosa bu sözlerden sonra ağlayarak merdivenlerden aşağı indi.
Fiend Kapıyı kapattı. Dolor'un yanına gitti. Dolor kafasını çevirdi. Yapma Dolor lütfen! Annemle konuşmak için Perro amcamı kullanıyorsun pof lanet yia. Diyerek cümle sonuna tuhaf ergensi, ama sinirlendiğini belli eden bir vurgu yapmıştı.
Kraliçe 305'e çıplak olarak bakarak vücudunu sergiliyordu. 305'in dili olsa. Yapma Kraliçe'm bu güzellik bir ayna için çok fazla. Limitimi aşıyorsunuz. Birazdan çatlayacağım ve sizi malesef olduğunuz gibi gösterecek bir ayna yok. Eğer sizi olduğunuz gibi güzel göstericek dağdan bir ayna olsaydı. Karşısına geçtiğiniz anda bu dağdan ayna yerle bir olurdu.. Bunlar 305'in olmayan düşünceleri idi.
Çamaşırlarını bulması ve giymesi biraz sürdü. Bulamamasının nedeni, dün geceden kaynaklanıyordu. Giyememesinin nedeni ise poposundan...
Giyindi ve hemen koridora çıktı. Perro'yu gördü. Perro tekrar kafasını aşağı çevirdi. Beni görmek istemiyor musun Perro? Hem senin kaçtığını sanıyordum?
Çok..... Ben o kadar gururlu biri olmayı haketmiyorum. Şayet yüzünüze bakarsam Tanrı beni cennet'e almak ister. Sizi orada rahatsız etmek istemem Kraliçe'm.
Bunları gerçekten hissetmiyorsun Perro!
Hayır hissediyorum Kraliçe'm.
Senin hislerine kim inanır ki Perro?
Sizin inanmanız yeterlidir Kraliçe'm.
Hayatını bir erkeğin para kazanması için köle olarak atamış genel kadınlar gibi güldü Kraliçe. Dönüp gitti. Perro ise arkasından baktı poposuna...
Bir kaç dakika sonra Kral Cabron odanın kapısından fırladı. Kraliçe gitti mi? Evet efendim. Hemen komutanlara haber ilet. Ordu toparlansın. Arabalar hazır hale getirilsin ve silahlar doldurulsun! Emredersiniz efendim. dedi ve kafasını Cabron'a doğru çevirerek yüzüne baktı. Artık cehenneme gitmeyi garantilemişti...
Donanimhaber'de Kelebeğe Dönüşmeyen Koza Ne Oluyor?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








